RENKLİ ÇUBUKLARLA ÇİT YAPIMI

Hayvanlarla oynamaktan keyif alırlar. Çiftlik çitsiz olmaz tabi. Çocukların sınırları keşfetmeleri, güvende olma hissi açısından da çitler oyun odasında mutlaka olması gereken oyuncaklardır. Resimlerde görüldüğü gibi, yapımı oldukça kolay.

İnce ahşap çubukları rengarenk boyuyoruz. Ben hazır boyanmış olarak satın aldım. Boyları uzun olduğu için bir parça kesiyoruz (iyi kesen büyük bir makas iş görüyor). Silikon tabancası veya japon yapıştırıcısı kullanarak, çubukları resimdeki gibi sabitliyoruz. Bu kadar basit 🙂

Faaliyetler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÇOCUĞUM BANA MUHTAÇ YANILGISI

Bebekler doğdukları andan itibaren ne yapmaları gerektiğini bilirler. Doğumdan hemen sonrasına şahit olanlarınız varsa, bebeğin ağzını açıp kapayarak meme arandığını görmüştür. Gazı olunca, acıkınca, bir yeri ağrıyınca, uykusu gelince, her seferinde farklı biçimlerde ağlayarak annesine esas problemin ne olduğunun sinyalini verirler.

Bebeklerin neden bu kadar tatlı olduğunu, bize gülücükler arttığını düşündünüz mü hiç? Onları sevelim, onlara temas edelim, ilgi ve bakım verelim diye. Çünkü bebeğin o anki ihtiyacı bu. Bize de başka bir yol da bırakmıyor zaten.

Ancak zaman içinde ondan gelen sinyalleri dinlemeyi bırakır, onun neye ihtiyacı olduğuna kendimiz karar vermeye başlarız. İşte bu noktada çocuğumuzun önüne geçmiş oluruz ve onun gerçekten neye ihtiyacı olduğunu göremeyiz.

İzin verelim çocuklarımız kendi ihtiyaçları doğrultusunda kendini var etsin. Hangi oyuncakla ne şekilde oynayacağına karar versin. Bize anlamsız ya da işlevsel değil gibi gelse de, seçtiği her oyuncağın, oynadığı her oyunun, girdiği her rolün onun için anlamı vardır. Hangi hikâye kitabını okuyacağınıza, uyumsuz da olsa hangi kıyafeti giyeceğine, kime selam vereceğine, kimden özür dileyeceğine, kimi seveceğine, kimden uzak duracağına bırakın o karar versin. Tüm enerjimizi onun adına düşünmeye değil, onun ne hissettiğini ve neye ihtiyaç duyduğunu gerçekten anlamaya harcayalım. Burada sınırsız bir özgürlükten bahsetmiyorum elbette. Ancak yaptığı tercih kendisine ya da bir başkasına zarar vermiyorsa bırakalım yapsın. Yaptığı her tercih onun gelişimini destekleyecek; düşünmek ve karar vermek zorunda kaldığı her durum onu geliştirecektir.

Bu yazanlardan çıkarılacak sonuç: ‘’Çocuğum benimle uyumak istediğini söylüyor, demek ki ihtiyacı bu’’ veya ‘’Yemeğini yedirmemi bekliyor, demek ki ihtiyacı var yedireyim madem’’ olmamalı elbette Çünkü çocuğun söylediklerinden de öte, esas ihtiyaçlarına odaklanmak gerekir. Beraber uyumak konusundaki esas ihtiyaç veya gün içinde anne babayı çok özleyip gece hasret gidermek şeklinde olabilir. Elbette pek çok farklı sebep de olabilir. Buradaki temel sorun neyse, ilk olarak halledilmesi gereken odur. Korkuları varsa bunun nedenlerini anlamak, gerekirse psikolojik bir destek almak; gün içinde anne babayı çok özlüyorsa beraber daha kaliteli ve verimli zaman geçirmenin yollarını aramak şeklinde olabilir.

Anne babaya bağımlı olmak hiçbir çocuğun ihtiyacı olamaz. Her çocuk bağımsız ve kendi yetilerini kullanabilir durumda olmaya ihtiyaç duyar.

Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

YOGANIN ÇOCUK GELİŞİMİNDEKİ ROLÜ

Bu başlık altında öncelikli olarak söylemek istediğim şey; her ne kadar yoga çocuk gelişimi için faydalıysa, çocukları izlemek de yoganın anlaşılması için faydalıdır. Çocukları biraz gözlemlersek, onların doğal hareketlerinin içinde pek çok yoga pozunun var olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

 

Ancak büyüdükçe doğal hareketlerimizi yitiriyoruz, hele ki günümüz dünyasında. Yoganın çocuklardaki en önemli etkilerinden biri kendi doğalarında var olan birtakım hareketlerle haşır neşir olmalarını, unutmamalarını sağlamak olabilir. Yine yoganın çocuklarda pek çok anlamda faydalı olduğunun en büyük kanıtı da yoga derslerini heyecanla beklemeleri ve katılmaları. Çünkü inanıyorum ki her çocuk, kendisine gerçekten iyi gelen şeyi hisseder ve ona doğal bir yönelimi olur.

Günümüzde benim de yaşadığım en büyük sıkıntılardan biri nefes ile ilgili. Yaşamak için nefes almaya ihtiyaç duyduğumuzu unutuyoruz. Pek çok alanda otomatikleştiğimiz gibi nefes alış verişimiz de otomatik. Kronik olarak yorgunluk, bitkinlik yaşıyoruz. Elbette pek çok sebebi olabilir ama yeterince doğru nefes alamayışımız da buna etken. Yoga küçük yaşta nefes almanın önemini ve bununla ilgili farkındalığı vurgulaması açısından da oldukça önemli.

Farkındalık demişken, nefesin yanında beden ile ve duygular ile ilgili de farkındalık gelişir.

Yoga yapan çocukların bedenleri daha esnektir. Ayrıca denge kabiliyeti artar. Fiziksel bu kazanımların, elbette ruhsal yansımaları da olur. Daha esnek düşünebilme, ruhsal anlamda dengeli olma gibi özellikler desteklenir.

Bir diğer önemli konu ‘’rekabetsiz ortam’’. Bu ortam belki de çok nadiren deneyimleyebildikleri  ‘özgür olma’ şansı veriliyor çocuklara. Herkes günün yettiği kadarını yapıyor ve herhangi bir kıyas yok. Eleştirilme yok, ‘’bu doğru değil şöyle yap’’ demek yok, en iyi ya da en kötü yok. Herkes olduğu haliyle kabul görüyor. Kendi doğası neyse, onu deneyimleme ve olduğu haliyle kabul görme durumu belki de insana en iyi gelen şeylerden biri.  Anlayış, koşulsuz kabul, farklılıklara saygı, empati … Hem çocuklar için hem de dünyamız için önemli kazanımlar…

Yoganın bir diğer artısı herhangi bir tema ile ilgili çalışılabilir oluşu. Örneğin aşırı dürtüselliği olan bir çocukla bu konu çalışılabilir, korkuları olan çocuklarla, özgüven sıkıntısı çeken çocuklarla vb. mevcut problemle ilgili bir tema oluşturulup çalışılabilir. Elbette mevcut problemi yaşayan çocuk bu çalışmalarda kendinden bir şeyler bulurken, diğer çocuklar da bu türden sıkıntıları olan çocukların dünyasından bakabilmeyi deneyimlerler.

Yogada birlik ve bütünlük vardır. Özellikle eşli duruşlar, grup oyunları birbirine güvenme, arkadaşının sorumluluğunu alma gibi konularda da çocukları destekler.

Yogada sevgi var, insana, doğaya, hayvanlara sevgi. Sevginin olduğu yerde umut da hep vardır

Psk. Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HİÇBİR ÇOCUK MÜKEMMEL OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİR

Beklentilerini çocuğa göre ayarlayamayan, onun neye ihtiyacı olduğuna görmeden daima ondan her şeyin en iyisini bekleyen, çocuğun hata yapmasına tahammül edemeyen ailelerin sergiledikleri tutum mükemmeliyetçi tutum olarak bilinir.

Her anne baba çocuğu için en iyisini ister, bunun için uğraşır. Ancak zaman zaman işin ölçüsü biraz kaçabilir. Her çocuk kendine özgüdür; kendine has becerileri, özellikleri, zevkleri, ilgi alanları vardır. Çocuklarımızdan bir şey beklerken, tüm bu özellikleri göz önünde bulundurabilirsek, beklentilerimiz çocuğu yıpratmaz.

Mükemmeliyetçi tutuma sahip ebeveynler, kendi duygu, düşünce, istek ve ihtiyaçlarını çocuğun neye ihtiyacı olduğunu hesaba katmadan ona dayatma eğiliminde olabilirler. Yani beklentilerini çocuğa göre değil, kendi isteklerine göre ayarlayabilirler. Hem de bunu çocuklara faydalı olmak adına, bu durumun çocuğa ne gibi olumsuz etkileri olacağını hesap etmeden, son derece iyi niyetle yaparlar. Bu yapıdaki anne ve babalar çoğunlukla çocuklarını kendi uzantıları gibi gördükleri için, kendilerine kolay gelen bir şeyi çocuklarının nasıl
yapamadığını anlamakta zorlanır ve hatta bu sebeple onlara öfkelenebilirler.

Elbette her ebeveyn gibi mükemmeliyetçi tutuma sahip ebeveynler de çocuklar için en iyisini isterler. Hatta belki de tam olarak bu sebeple onlardan daima en iyisini yapmasını beklerler. Okulda disiplinli ve çalışkan, arkadaş ilişkilerinde sosyal, evde düzenli ve tertipli olmasını isterler. Onlara göre çocuk her şeyi en mükemmel şekilde yapabilirse, hayatta da daima başarılı ve mutlu olacaktır. Ancak maalesef mutluluk her zaman başarıyla doğru orantılı değildir. Daha doğrusu elbette bir şeyleri başarmak mutluluk yaratır ancak başarı kavramı kişiden kişiye göre değişir ve başarı her zaman insanı mutlu etmez. Bu durumun en iyi örneği sırf anne babasını mutlu etmek için toplumda saygın görünen birtakım meslekleri icra eden ancak mutlu olamayan pek çok insandır.

Çocuğun en ufak hatalarını dahi görmezlikten gelmeyen ve onu devamlı uyaran; başarı odaklı olan ve çocuğun değerliliğini başarıları üzerinden tayin eden; çocuğun bireysel özelliklerini, istek ve ihtiyaçlarını hesaba katmayıp, onu kendi zihinlerinde hayal ettikleri çocuk gibi şekillendirmek isteyen; yalnızca en iyisini yaptığı zaman onu fark eden ve onaylayan tarzda vb. ebeveyn tutumları, çocuğun kendini kusursuz olma mecburiyetinde hissettiği bir yapıya zemin hazırlayabilir.

Devamlı olarak eleştiriye maruz kalan çocuk kendini yetersiz, beceriksiz ve başarısız hissedebilir. Böylelikle kendine güvenmeyip ‘’ben zaten bunu yapamam’’ düşüncesiyle, gözüne biraz karmaşık görünen şeyleri denemeye dahi yanaşmaz ve kendi yaşantısını büyük ölçüde sınırlandırmış olur. Hayatta hep pasif bir duruş sergileyebilir. Veya anne ve babası tarafından sevilip kabul görmenin tek koşulunu, onların beklentilerini yerine getirmek olarak gören çocuk devamlı olarak onların istediği gibi mükemmel bir çocuk olmaya çabalar. Bunu yaparken de kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçebilirler. Kendilerinin ne yapmak istediğine değil, ne yaparsa başkaları tarafından beğeni ve takdir alacaklarına odaklanan ve tüm enerjilerini her şeyi en mükemmel şekilde yapmaya harcayan bireyler olabilirler. Yaptıkları en ufak bir hatanın, kendilerini tamamen değersizleştirdiğine inanabilirler.

Bu Konuda Anne ve Babalara Öneriler:

Öncelikli olarak anne babanın çocuğun kendilerinden ayrı bir birey olduğunu anlamaları önemli. Kendi istekleriyle çocuğun istek ve ihtiyaçlarının örtüşmeyebileceğini ve bunun son derece doğal olduğunu bilmeliler. Ev içerisinde tüm aileyi ilgilendiren veya bireysel olarak çocuğu ilgilendiren konularda çocuğun da görüşünü almak ve ona söz hakkı tanımak son derece önemli. Elbette tüm bunlar çocuğa sınırsız bir özgürlük vermek anlamı taşımıyor. Elbette çocuk belli bir yaşa kadar kendi için neyin doğru neyin yanlış olduğun tayin edemeyebilir. Çocuğun kendisine ya da başkalarına zarar verebileceği durumlarda gerekeli otoriteyi sağlayıp sınırlandırma getirmek de anne ve babanın görevidir.

Çocuk yerine hedef koymak değil, onu kendi hedeflerini koyabilecek ve bu yolda çaba gösterecek içsel motivasyonlarını oluşturmalarına yardımcı olmak ebeveynlerin yapması gereken önemli şeylerden biridir.

Bunun yanında beklentilerimizi çocuğun fiziksel, zihinsel ve ruhsal yapısına göre ayarlamak gerekiyor. Bir şeyleri başaramadığı durumlarda onu tenkit etmek yerine, bunun son derece doğal olduğunu, hayatta başarı kadar başarısızlık ve hayal kırıklıklarının da var olduğunu çocuğa ifade etmek önemlidir. Ancak bunun yeniden deneyip başarılı olmasına engel olmadığını da belirtmek gereklidir.

Uzm. Psk. Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DİSİPLİN VE HOŞGÖRÜNÜN SINIRLARI

Disiplin, yapıcı ve etkili yöntemlerle olumlu davranış kazandırmak anlamına gelir. Çocuklar akıllarına gelen her şeyi özgürce yapmak ve içlerinden geldiği gibi davranmak isterler. Ancak toplumun kurallarına uyum sağlaması için çocukların bazı davranışları sınırlandırılmalıdır. Çocuk hangi davranışı ne zaman yapıp, ne zaman yapmaması gerektiğini bilmeli ve davranışlarını kontrol edebilmelidir.

Disiplinde hedeflenen amaç, çocuğun kendi kendini kontrol etmesini sağlamak, yani çocukta iç denetim mekanizması geliştirmektir. Bunun için de çocuğun benlik saygısı yükseltilmeye çalışılmalıdır. Çocuğa gerekli sorumluluklar vererek ve sınırları tanımlanarak onun, toplumla uyumlu hale gelmesi sağlanmalıdır. Çocuk bazen yalan söyleyecek, ağzından küfürler çıkaracak, karşı gelecek, söz dinlemeyecek, yaramazlık yapacak, eşyalara zarar verecek vb. kabul görmeyen davranışlarda bulunacaktır. Ama amaç bu davranışların bir da hiç tekrarlanmamasını sağlamak değildir. Asıl amaç bu davranışların tekrarlanma sıklığını azaltmak ve çocuğu davranışlarından sorumlu hale getirmek olmalıdır.

Çocukta ortaya çıkan olumsuz davranışı bir anda yok etmeye çalışma, o davranışın kökleşmesine yol açabilir. Ama davranışın üzerine sabırla ve adım adım gidilirse belli bir süre sonra istenilen hedefe ulaşmak mümkündür.

Aşırı Katı ve Baskıcı Disiplinin Sakıncaları:

Çocuk hayatının ilk günlerinden beri öğrenme sürecindedir. Öğrenme sürecindeki kişi sık sık hata yapar. Önemli olan bu hataların çocuğa gerekli açıklamalar yapılarak, öğrenmeyle değiştirilmesidir. Aşırı katı bir disiplin çocuklarda kaygıya yol açar ve çocuk kendini devamlı gergin, huzursuz hisseder.

Sürekli katı kurallar altında ezilen çocuk kendi çocukluğunu yaşayamaz. Sürekli sert ve mesafeli durarak disiplin sağlamaya çalışan anne babalar, disiplini ön plana çıkarırken duyguları geri plana itebilirler.

Disiplinin katı ve çekilmez bir hale gelmesi çocukta bazı psikiyatrik sorunları da ortaya çıkarır. Kaygı bozuklukları, karşı gelme bozuklukları, uyum bozuklukları, davranış sorunları, agresyon ve buna bağlı gelişen tırnak yeme, uyku, tuvalet ve yemek problemleri aşırı katı disiplin sonucu ortaya çıkabilecek olan psikolojik problemlerden bazılarıdır.

Aşırı Hoşgörünün Sakıncaları:

Hoşgörü çocuk ile anne baba arasındaki olumlu diyalogun devamı için, dozu iyi ayarlanması gereken bir ilaç gibidir.

Çocuğun yaptığı hatalar, aşırı hoşgörüyle yaklaşıp görmezden gelinmemelidir. Sevgi ve hoşgörü adı altında, yapılan hataları görmezden gelme ve Aşırı hoşgörü  onları duyarsız ve kontrolsüz hale getirir. Bu tip bir tutumla yetişen çocukta sınır kavramı gelişmez; ona göre her şey yapılabilir ve elde edilebilir hale gelir. Çocuk anne babayı her dediğini yapan ve tahammül edebilen kişiler olarak görür, kendi iç kontrolünü oluşturmaz, tepkilerinin sonuçlarını düşünemez çünkü her tepki ve davranışı pozitif bir yansıma oluşturur gibi görünür. Oysaki çocuk öğrenme sürecinde kendi davranışlarını şekillendirmek için uygun tepkiye ve yönlendirmeye ihtiyaç duyar. Görmezden gelinen olumsuz davranışlar çocuklarda pekişir bu yüzden mutlaka çocuğa, davranışlarıyla ilgili geribildirim yapılmalıdır. Aşırı hoşgörülü anne baba tutumu çocuğun, neyin doğru neyin yanlış, neyin yapılması gereken, neyin yapılmaması gereken davranış olduğunu bilmeyen bir çocuk haline gelmesine sebep olur.

Aşırı hoşgörü çocukta tutarsız ve gevşek bir yapının ortaya çıkmasına ve çocuğun sınırlarını devamlı genişletme gayretleri içine girmesine yol açar. Çocuğun bu davranışları bir süre sonra anne baba için çekilmez bir hal alabilir.

Tüm bunların yanında, çocuğun dikkat çekmek adına yaptığı bazı istenmeyen davranışlarının görmezden gelinebileceği de unutulmamalıdır.

ÇOCUĞA SINIR KOYMAK

Sınır koymak, çocuğun davranışlarının bazı net ve anlaşılır gerekçelerle kısıtlanmasıdır.  Çocuğunuz, yapmaması gereken bir hareketi, sizin hatırınız için değil, yapılmaması gerektiği bilincine ulaşarak yapmamalıdır.

Çocuğu disipline ederken doğruyu yaptırmak önceleri olanaksızdır. Çocuk istediklerini yapmak konusunda ısrarlı bir tavır sergiler, çünkü doğru ve yanlışı birbirinden ayırt etmek için gerekli akıl yürütme yeteneği henüz olgunlaşmamıştır.  Yine de gerektiğinde çocuğun davranışlarına sınır koyabilmek önemlidir. Anne baba gerektiğinde ‘’Hayır’’ veya ‘’Dur’’ demesini bilmelidir.

Çocuk sınırları zorlama çabası içinde olsa da istenen davranış ona tekrar tekrar, nedenleriyle anlatılmalıdır.  ‘’Arkadaşına vurmamalısın’’ dedikten sonra ‘’Arkadaşına vurursan onun canını acıtırsın’’ şeklinde gerekçeli bir uyarı da ihmal edilmemelidir.

Stres sırasında ani çıkış yapan ve duygularını uygunsuz biçimde, çocuğa aşağılayıcı sıfatlar kullanarak ifade eden bir ebeveynin yaptığı şey duygusal istismardır. Aşağılayıcı ifadeler ve küçük düşürücü tutumlar çocuğu yıkıma uğratır. Yine çocuğu sevgisizlikle cezalandırmak, ‘’yemeğini yemezsen seni sevmem’’ şeklindeki tehditler de, çocuğa yapılan bir başka duygusal istismardır.

Çocuklar içgüdüsel olarak akıllarına gelen her şeyi yapar, kural ve sınır tanımazlar. Davranışlarına sınır konulduğunda öfkelenirler, karşı çıkarlar. Zamanla ve sabırla çocuklara sınır ve sorumluluklarını öğretmek mümkündür. Önemli olan çocukların dürtüsel davranışlarını, başkalarının yardımı ve denetçiliği olmadan kendi kendilerine kontrol edebilmeyi öğrenmeleridir.

Çocuklara Yapıcı Disiplin Vermek İçin Bazı Öneriler:

  1. Çocuklar çocuktur. Yaramazlık onların en büyük eğlencesidir. Zararsız bir çok yaramazlıkları görmezden gelinmelidir.
  2. Çocuktan, yaşının ve potansiyelinin üstünde davranış beklenmemelidir. Bu onun benlik saygısını zedeler.
  3. Olumlu disiplinin temelinde sevgi ve güven vardır. Sevgi ve güven olmadan çocuğa olumlu davranış kazandırmak olanaksızdır.
  4. Çocuğun ısrarına ve inadına yenik düşülmemelidir. Anne baba birkaç defa çocuğun istek ve davranışlarına kararlılıkla ‘hayır’ derse ve çocuğun tüm ısrarlarına karşı tutumunda kararlı olursa, çocuk ısrar etme huyundan vazgeçecektir.
  5. Ahlak dersi vermekten kaçınılmalıdır. Çocuklar ahlak derslerinden pek bir şey öğrenemezler. Bazı anne babalar aynı öğütleri o kadar çok tekrarlar ki, daha ağızlarını bile açmadan, çocuk onların ne söyleyeceğini bilir. Doğal olarak anne babanın söyleyeceklerine karşı duyarsızlaşır.
  6. Çocuğa söylenecek şeyler kısa ve net olmalıdır. Dikkat süreleri kısa olduğu için uzun cümleleri anlamayabilirler. Ayrıca uzun cümleler çocukların çabuk sıkılmalarına yol açar.
  7. Çocuğun dışarıdan öğrendiği bazı kötü sözler karşısında anne baba hayretler içinde kalıp sert tepkiler verirse, çocuk bu sözcükleri daha çok tekrarlar. Duymazdan gelinirse ve önemsenmezse çocuk bu sözleri kullanmayı bırakır.
  8. Çocuktan tutamayacağını bildiğimiz sözleri vermesi kesinlikle istenmemelidir
  9. Bazı davranışlar rüşvet karşılığında yaptırılmamalıdır. Örneğin; ‘’yerleri kirletmezsen akşam sana dondurma alacağım’’.
  10. Bazı durumlarda birden çok seçenek sunulmalıdır.
  11. Çocuğun yapmaması beklenen davranışlar anne baba tarafından da yapılmamalıdır
  12. Çocuğun yapması gereken görevler varsa, anne baba da görevlerini aksatmadan yerine getirmelidir
  13. Anne baba hiçbir zaman çocuğa kendini acındırmamalı ve ona yalvarmamalıdır. Soğukkanlı ve güçlü olduğunu çocuğa göstermelidir.
  14. Gerektiğinde ödül sistemi kullanılarak olumlu davranış ödüllendirilmelidir.

Bu yazı Psikolog Merve Öz Ünlü tarafından,  Haluk Yavuzer, Çetin Özbey ve Osman Abalı’nın kaynaklarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÇOCUKLARIYLA YATAKLARINI AYIRMAKTA ZORLANAN AİLELER

Çocukların hangi yaşta odalarını ayırmak gerektiğiyle ilgili farklı görüşler vardır. Bu yazı, iki yaşanın üzerinde olup hala anne babasıyla birlikte uyumak isteyen çocuklar ve aileleri ile ilgilidir.

Anne babalarının şefkatli kollarında uyumak çocuklara her zaman tatlı gelir, çocukların bu talebi hiç de şaşırtıcı değildir. Ancak anne ve babanın, çocuğun bu talebi karşısında gösterdikleri tutum, sürecin nasıl gelişeceğinin belirleyicisi olacaktır.

Çocuklar ebeveynlerinin duygularına karşı çok hassastırlar. Ebeveynlerinin duygusal ihtiyaçlarını hissederek, bilinçsiz bir şekilde bu ihtiyaçlara uyum gösterebilirler. Her ne kadar birlikte uyumak çocuğun ihtiyacı gibi görünse de, annenin duyguları daha detaylı incelendiğinde, derinlerde annenin de buna ihtiyaç duyduğu gerçeği karşımıza çıkabilir. Bu ihtimal de şu soruyu doğurur:

Bir Anne Neden Çocuğuyla Uyumaya İhtiyaç Duyar?

Bunun birçok sebebi olabilir. Anne babalar nasıl çocukların duygusal ihtiyaçlarını karşılıyorsa, çocuklar da aynı şekilde ebeveynlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılar. Özellikle eşleri tarafından duygusal olarak yeterince beslenmediğini hisseden anneler, çocuklarıyla daha bağımlı bir ilişki kurma eğiliminde olabilirler.

Geceleri çocukla birlikte uyumak eşlerin arasında var olan ilişkisel, duygusal ya da cinsel problemlerden de bir kaçış niteliğinde olabilir. Başlangıçta çocuk anne ve babanın arasında uyur. Üç kişinin aynı yatakta uyuması rahatsız edici olduğu için ebeveynlerden biri (ki bu genellikle baba olur) kendisine uyumak için başka bir yer bulmak durumunda kalır.  Tabi bu durum uzun vadede eşler arasındaki mevcut problemlerin daha da büyümesine, iletişimin iyice azalmasına sebep olarak tüm aile bireylerini olumsuz yönde etkiler.

Çocuğun ayrı yatakta uyuması onun büyümesi ve ayrı bir birey olması anlamına gelir Bu ayrışma süreci özellikle anneler için çok sancılı olabilir. Bu süreçte çocuğun dış dünyaya açılmak için anneden fiziksel ve duygusal olarak bir miktar uzaklaşması, annelerde ‘terk edilmişlik’ hissi yaratabilir. Dolayısıyla her ne kadar çocuğun büyümesini, kendi kendine yetebilen bir birey olmasını istesek de zaman zaman, bunu bir risk olarak görüp, farkında olmadan çocuğun büyümesinin ve özerkleşmesinin önüne setler koyabiliyoruz. Birlikte uyumak da, farkında olmadan konulan setlerden biri olabilir.

Peki Ne Yapılmalı?

Öncelikle anneler bu süreçte kendi duygularının farkına varmalıdır. Çocuk buna direnç gösterse de nihayetinde bu onun kendine güvenen ve özerk bir birey olması için, yani tamamen onun menfaati için yapılan bir düzenlemedir. Ailelerle bu konuda yürüttüğümüz çalışmalardaki olumlu geri dönüşler de bunun çocuğa aslında ne kadar iyi geldiğini kanıtlamaktadır. Başlangıçta ‘’ama o daha çok küçük’’, ‘’benden ayrı yatamaz’’, ‘’çok ağlar’’, ‘’korkar’’ vb. düşüncelere sahip olan aileler, konuştuğumuz şekilde çocuklarıyla yataklarını ayırdıklarında çoğu zaman çocuklarının bu yeni düzene çok daha kolay alıştıkları ve özgüvenlerinde gözle görülür bir artış olduğunu gözlemleme şansına sahip oldum.

Anne Babalar Bu Süreçte Nelere Dikkat Etmelidir?

Anne kendini tamamen hazır hissetmeden bu işe girişmemelidir çünkü duygusal olarak çocuğundan ayrışmaya hazır olmayan bir annenin, çocuğunun üzülmesine ve zorlamalarına dayanamayıp onu yeniden yatağına alma riski vardır. Bu geri adım bir defa atıldığında, bir sonraki girişim çok daha zorlayıcı olacaktır. Dolayısıyla eğer anne duygusal olarak bu sürece hazır değilse, bu konu bir süreliğine ertelenebilir ve anne bu süreçte psikolojik destek alarak kendini hazırlayabilir. Anne duygusal anlamda tam olarak hazır olduğunda, çok daha kararlı bir duruş göstererek sürecin sağlıklı ve kolay bir şekilde gelişmesini sağlayacaktır.

Artık ayrı bir odada uyuyacak olmak çocukta anne babası tarafından istenmediğine dair bir algı oluşturabilir. Anne babalar çocuklarının bu duyguyu hissetmesine izin vermemelidirler. Çocuğun zihninde böyle bir düşünce varsa anne baba bunun doğru olmadığını; onun artık kendi yatağında uyuyabilecek kadar büyüdüğünü ve olması gerekenin bu olduğunu kısa ve anlaşılabilir cümlelerle çocuğa anlatmalıdır. Çocuk buna ikna olmamış görünse bile anne baba çocuğa onu çok sevdiklerini ve bunu onun iyiliği için olduğunu samimiyetle anlattıklarına emin olmalıdır. Çocuğu ikna edene kadar uğraşmamalıdırlar çünkü çocuğun ikna olacağına dair bir garanti yoktur. Bu konu bir pazarlık meselesine dönüştürülmeden, anne babanın koyduğu ve çocuğun da uyması gereken bir kural olarak aktarılmalıdır. Çocuğa bir gece öncesinden, bu gece birlikte uyuyacaklarını ama ertesi akşamdan itibaren artık herkesin kendi yatağında uyumaya başlayacağını söyleyerek çocuğu bu fikre hazırlamak önemlidir. Eğer çocuklar bu konuda çok kaygılıysa, bu hatırlatma birkaç akşam öncesinden de yapılabilir.

Bu süreçte çocuğun odasını onun zevkine göre dizayn etmek; sevdiği karakterlerin olduğu yatak çarşafları almak ve mümkünse bu alışverişi çocukla birlikte yapmak; eğer korkuyorsa bir gece lambası yakmak; odada yalnız uyuyacağını ama gece herhangi bir durum olursa seslendiğinde onu duyabileceğinizi söylemek (bunun için çocuğun odasının, anne babanın yatak odasına yakın bir mesafede bulunması gerekir); ilk günlerde o uyuyana kadar ona eşlik etmek (kitap okuyarak yada sohbet ederek, odada uyku saatlerini daha keyifli hale getirmek), geceleri uyanıp yatağınıza yaptığı kaçamak ziyaretler yaptığında sevgiyle başını okşayıp, onu tekrar kendi yatağına götürmek ve benzeri çabalarınız, çocuğun bu yeni düzene daha rahat adapte olmasına yardımcı olacaktır.

Son olarak, eğer çocuğun anne baba ile uyuma isteği yaşadığı travma neticesinde oluşan bir korkudan kaynaklanıyorsa, bu konuda mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır.

Psk. Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

BABA İLE KURULAN İLİŞKİNİN ÇOCUKLAR İÇİN ÖNEMİ

Anne babalar çocuklarına sonsuz bir sevgiyle bağlıdır. Dünyaya getirdikleri en kıymetli varlıklarına en iyi şekilde bakım vermek isterler. Çocuğunun iyi eğitim alması, güzel giysiler giyinmesi, iyi beslenmesi ve genel olarak güzel imkanlara sahip olması anne babalar için önemlidir. Pek çok anne baba, çocuğuna daha iyi şartlarda bir hayat sunmak ve onun mutluluğunu sağlamak için kendi imkanlarını dahi zorlarlar.

Tüm bu çabalar çok kıymetlidir, ancak bunları yaparken gözden kaçan bazı detaylar, ileride telafisi zor durumlara da yol açabilir:

Çocuklarına daha iyi şartlarda bir hayat sunabilmek için gece gündüz çalışan bir babanın eve yorgun gelmesi ve çocuklarıyla vakit geçirememesi, çocukların ruhunda bir eksikliğe yol açabilir. Babalarıyla yeterinde vakit geçiremeyen çocuklar, babaya karşı yoğun bir özlem duyarlar. Bazı çocuklar bunu direkt olarak ifade ederken; bazıları babaya karşı öfke duyarak, dolaylı yoldan bu özlemlerini ortaya koyabilirler. Dolayısıyla bu tarz durumlarda çocuğun babaya öfke duyması, onu sevmediğini değil; tam tersi onu ne kadar çok sevdiğini, özlediğini ve ona duyduğu ihtiyacın ne kadar fazla olduğunun göstergesi olabilir.

Babalarıyla fazla vakit geçiremeyen çocuklarda ‘’babam için yeterince kıymetli değilim’’ şeklinde bir algı da meydana gelebilir. Bu durum çocuğun özgüveninin ve benlik saygısının sağlıklı şekilde gelişmesinin önünde büyük bir engel olabilir. Çocuğun böyle bir düşünceye sahip olması başlangıçta biraz mantıksız görünebilir. Çünkü babalar çoğu zaman aileleri için, onlara daha iyi bir gelecek sunabilmek için çalışırlar; ancak çocukların, durumu bu şekilde değerlendirmesi güçtür. Çocuk geleceğini düşünecek olgunlukta değildir, o sadece bugünü ve şimdiyi düşünür. Bugün ihtiyacı olan babasına yakın olmak, onunla oynamak, sohbet etmek, parka gitmek, boğuşmak, kucağında uyumaktır. O sadece bunları ister ve bunların neden gerçekleşmediğini bir türlü anlayamaz. O bu durumu, ‘’babam benimle vakit geçirmekten hoşlanmıyor’’ şeklinde yorumlayabilir.

Baba, ailedeki güç ve güven sembolüdür. Babanın aktif bir şekilde (fiziksel ve ruhsal olarak) evde varoluşu hem eş hem de çocukların dünyayı daha güvenli olarak algılamaları için önemlidir.

Erkek çocuk için babası özdeşim kaynağıdır. Erkek çocuk cinsiyet rolü kimliğini, babayı model alarak geliştirir. Babasıyla yeterince zaman geçiren, sağlıklı bir ilişki kuran erkek çocuğun hem kişilik gelişimi hem de cinsiyet rolü kimliğini gelişimi sağlıklı şeklide tamamlanacaktır. Baba ile sağlıklı özdeşim kuramayan bir çocuk, kendine farklı özdeşim kaynakları arayacaktır. Eğer şanslıysa iyi modeller bulacak ve kimlik gelişimini sağlıklı şekilde tamamlayacaktır. Ancak olumsuz modellerle özdeşim kurarsa, bunun ileriye dönük ciddi olumsuz sonuçları olacaktır.

Baba, çocuğun duygusal gelişimin yanı sıra, fiziksel gelişiminin de önemli bir parçasıdır. Özellikle erkek çocuklar, anneleriyle daha durağan oyunlar oynarken, babalarıyla fiziksel efor gerektiren, boğuşmalı oyunlar oynamayı çok severler. Bu tarz oyunlar, çocukların bedensel gelişimlerine önemli katkı sağlar ve oldukça gereklidir.

Kız çocuklarının hayatında da babanın rolü büyüktür. Özellikle ileride karşı cinsle kuracakları ilişkilerin kalitesi ve seçecekleri eşler yine çocuklukta baba ile kurulan ilişkiyle yakından ilişkilidir. Babası ile sağlıklı ve güvenli bir ilişki kuran kız çocuklarının, ileride karşı cinsle kuracakları ilişki de büyük olasılıkla aynı kalitede olacaktır. Kendinden yaşça büyük erkeklerle ilişki kuran bazı genç kızların geçmiş yaşantılarına bakıldığında, pek çoğunun babaları ile sağlıklı bir ilişki kuramamış olduğu görülür.

Eğer Baba Hayatta Değilse; çocuğun hayatında baba yerine ikame edebileceği amca, dayı, ağabey veya komşu gibi bir modelin olması önemlidir. Hayatında bu özdeşim kurabileceği ve güven duygusunu hissedebileceği sağlıklı bir erkek figür olan çocukların, babanın yokluğunun meydana çıkarabileceği olumsuz etkilerden çok daha kolay sıyrılabildikleri görülmektedir.

Yoğun Çalışan Babalar Bu Durumu Nasıl Telafi Edebilir?

Babalar yoğun çalışıyor olsalar bile, çalışma yoğunluklarına göze çocuklarına ayırdıkları bir vakit mutlaka olmalıdır. Bu babanın yoğunluğuna göre her gün ya da gün aşırı yarım saatlik bir zaman dilimi olabilir. Eğer bu mümkün değilse de haftada iki defa ‘’baba çocuk zamanları’’ olabilir. Bu zaman diliminde baba tüm enerjisini çocuğa vermelidir. Fiziksel olarak çocuğun yanında olsa da, zihninde işle yada herhangi başka bir şeyle ilgili düşüncelerle meşgul olmamalıdır. O anlarda zihnini resetleyip, tamamıyla çocuğa odaklanmalıdır.

Bu oyun saatlerinde baba çocuğuyla mümkün olduğunca sıcak bir ilişki kurmalı; öğüt verme, yönlendirme gibi davranışlardan kaçınarak; çocuğun kendini özgürce ortaya koyabileceği ve rahatlayabileceği bir ortam sağlanmalıdır. En önemlisi, beraber geçirilen bu zaman diliminden her iki taraf da keyif almalıdır.

Bazı babalar onlarla geçiremedikleri zamanın telafisi olarak her dediklerini yapma eğilimde olabilirler. Bu çocukta doyumsuzluk yaratabileceği gibi, babayı sadece ona her istediğini veren maddi bir kaynak olarak algılamasına da sebep olabilir. Bu durum baba ile çocuk arasındaki duygusal bağın sağlıklı şekilde kurulmasını engeller. Yine babanın, çocuğun her istediğini yapması, annenin koyduğu kuralları yok sayması, çocuğun anneyi kötü polis, babayı ise iyi polis olarak algılamasına sebep olabilir. Bu sebeple her koşulda, çocuğa ilişkin kararlar konusunda anne baba ortak bir tutuma sahip olmalı, birinin evet dediğine diğeri hayır dememelidir. Bu tutarlılık; anne babanın, kendinin aleyhinde dahi olsa ortak bir dilde konuşuyor olması çocuğa pek çok anlamda iyi gelecektir.

Eğer baba işi gereği çoğunlukla evden uzakta oluyorsa, fiziksel olarak olamasa da, telefonla ya da internet vasıtasıyla görüntülü konuşmalar yaparak çocuğu ile iletişim halinde olmalıdır. Böylelikle tüm mesafelerin aksine baba çocuk arasındaki ilişki sıcak kalır ve çocuğun babanın yokluğu ile ilgili kaygıları büyük ölçüde azalır.

Psk. Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN KURALLAR VE SINIRLAR NİÇİN ÖNEMLİDİR

Her çocuğun kendine has bir yapısı vardır. Kimi çocuk düzeni ve kuralları severken, kimi çocuk biraz daha bağımsız hareket etme eğiliminde olabilir. Ancak anne babaların unutmaması gereken en önemli noktalardan biri ‘’bireysel özellikleri ne olursa olsun her çocuğun bir miktar sınırlandırılmaya ihtiyacı vardır’’.

Çocuklar benmerkezci bir yapıdadırlar ve tüm dünyayı kontrol etmek isterler. Yemek konusunda sıkıntı yaşayan ve anneyi elinde tabakla peşinde dolaştıran bir çocuğun yaptığı da aslında anneyi dolayısıyla da dünyayı kontrol etmektir. Bu esnada çocuk anne ile güç savaşına girer ve maalesef çoğu zaman da bu savaşta çocuklar galip gelir. Bu galibiyet çocuk için kısa süreliğine haz verici olsa da, uzun vadede pek de olumlu sonuçlar doğurmaz. Çünkü çocuk her ne kadar gücü elinde tutmak istese de, bu gücü nasıl kontrol edeceğini bilemez bu da onun dünyasında güvensizlik yaratır. Belli dozdaki sınırlar ve kurallar çocuğun dünyayı daha güvenli bir yer olarak algılamasını sağlar.

Çocuk her ne kadar anne babaya karşı isyankâr ve kontrol edici olmaya çalışsa da esas ihtiyacı olan şey onun bu sınırsızlığı karşısında anne babanın güçlü ve sağlam bir duruş sergileyebilmesidir. Çünkü çocuğun isteklerinin sınırı yoktur, tek derdi hazza ulaşmaktır ve bunun için bilinçsizce bir çaba içerisindedir. Ancak anne babanın bir noktada sınır getirmesi çocuğun kendini ‘’dünyanın merkezinde’’ olarak algılamasını bir miktar törpüleyerek, hayatın gerçekliğine adapte olmasını sağlar. Anne babanın bu tutumu çocukları toplumsal hayat içerisinde çok daha uyumlu, gerçekçi beklentileri olan ve sınırlarını bilen sağlıklı bireyler haline getirir.

Anne ve babaların, çocuğun karşısında güçlü bir duruş sergileyebilmeleri, çocuğun kişilik gelişimi açısından da önemlidir. Bazı anne babaların yaptığı en büyük hatalardan biri ‘’çocuğumun her dediğini yapayım ki kendine güvensin’’ şeklindeki düşüncedir. Çocuğun kendine güvenmesi için koşulsuz sevgi ve ilgiyi onlara olabildiğince çok vermek doğrudur. Veya belirli sınırlar dâhilinde bir şeyleri deneyimlemelerine fırsat vermek özgüvenlerinin artmasına yardımcı olur. Ancak her istediklerini yapmak onlara asla özgüven kazandırmaz, aksine evde sahip oldukları imtiyazlara dış dünyada (örneğin okula başladıklarında) sahip olamadıklarında büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak, içlerine çekilebilir ve sosyal hayatın gerisinde kalabilirler.

Çocuk kişiliğini anne babayı model alarak geliştirir. Kendisine hiçbir sınırlandırma getiremeyen, sözünü dinletemeyen ve kendi gücü karşısında yenik düşen, zayıf bir anne babayı model alan çocuk, ev içerisinde tüm hâkimiyeti eline alsa da, dış dünyada aynı gücü gösteremez ve kendisinden daha baskın bireylerin bulunduğu ortamlarda, anne babasının evdeki durumunu modelleyerek, zayıf bir duruş sergileyebilir.

SINIRLAR VE KURALLAR HANGİ DURUMLARDA KONULUR?

Sınır koymak anne babalar için başlangıçta biraz zor olabilir. Bir çocuğun yaşı ne kadar küçükse, anne baba o kadar avantajlıdır. Çünkü uzun yıllar belli bir düzende büyüyen çocukların alışkanlıklarını değiştirmek daha zordur ama kesinlikle mümkündür.

Anne ve babaların yaptığı en büyük yanlışlardan bir diğeri de, sırf otorite kurabilmek için çocuğa aslında pek de gerekli olmayan birtakım kurallar dayatmaktır. Hiçbir amaca hizmet etmeyen kurallar çocuğu ya otoriteye körü körüne itaat eden ya da tam tersi her şeye karşı çıkan, isyankâr bir hale getirir. Bu sebeple çocuğa sınır koyarken bunun gerçekten de gerekli olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğun kendine ya da bir başkasına zarar verdiği durumlarda (örneğin aşırı televizyon izleme, insanlara veya eşyalara zarar verme vb.) sınırlamalar getirmek uygundur. Ancak yapılmasında hiçbir sakınca olmayan bir davranış için sınırlama getirmek gereksizdir.

Yine herhangi bir kural ya da sınır koyarken çocuğun yaşı, ihtiyaçları, bilgi ve beceri düzeyi mutlaka dikkate alınmalıdır. Oyun çağındaki bir çocuğun oyun saatlerinin fazla sınırlanması, çocuk için faydadan çok zarara nende olabilir. O yüzden çocuğu iyi tanımak ve gelişim dönemleri hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir.

KURALLAR VE SINIRLAR NASIL KONULMALIDIR?

Çocuğa bir konuda sınırlama getirirken bunun niçin gerekli olduğu ona anlatılmalıdır. Bunu yaparken çocuğun yaşı ve algılama düzeyi dikkate alınarak, oldukça basit ifadeler kullanılmalıdır. Bazen yaptığımız açıklamalar çocuğu tatmin etmeyebilir, çocuk bu sınırlamanın nedenini yaşı itibariyle tam olarak anlamayabilir. Böyle durumlarda çocuğu ikna etme çabasına girilmemeli, bunun onun iyiliği için konulan bir kural olduğu ve kesin olarak uygulanacağı ifade edilmelidir. Anne bu açıklamayı yaparken çok net ve kararlı olmalıdır.

Anne baba çocuğuyla inatlaşma yoluna girmemelidir. Çünkü çocukların duygusal zekâları çok güçlüdür ve anne babayı nasıl manipüle edeceklerini çok iyi bilirler. Anne babanın öfkelenmesi ve kendisiyle inatlaşması çocuk için bir kazançtır, çünkü inatlaşan anne baba çocuğun gözünde zayıf iradeli ve güçsüz bir hale gelir. İnat inadı körükler ve bu tür savaşlardan da genellikle yine çocuklar galip çıkar.

Çocuk bizi dinlemez ve istediğimiz şeyi reddederse, bunun sonucunda neyin olacağı çocuğa açıklanır. Bu açıklama bir uyarı niteliğindedir ama asla tehdit şeklinde olmamalıdır. Buradaki amaç çocuğun gözünü korkutarak istediğimiz şeyi yapmasını sağlamak değil, bir tercih yapıp sonucunu yaşamasını sağlamaktır.

Çocuğa yaşatacağımız sonuç asla fiziksel veya duygusal şiddet içermemelidir. Çocuğu sevdiği bir şeyden mahrum etmek şeklinde olabilir. Bunu yaparken de çocuğun o anda ne hissettiğini anlamak bunu ona ifade etmek yani empatik bir yaklaşım önemlidir. Aşağıdaki örnek açıklayıcı olacaktır.

     Çocuk: ‘’Odamı toplamak istemiyorum’’

     Anne: ‘’Bunun sana ne kadar zor geldiğini biliyorum. Ancak eğer odanı toplamazsan, bugün sevdiğin çizgi filmi izleyemeyeceksin. Bu konuda karar sana ait.’’

Bu tür bir yaklaşım çocuğa seçme şansı vermesi, kendi ile ilgili bir karar alması ve aldığı kararın sonucuna dair sorumluluğu üstlenme becerisi kazanması açısından önemlidir.

Çocuklar ilk zamanlarda hem odayı toplamamayı, hem de televizyon izlemek konusunda ısrarcı olabilir ki bu son derece doğaldır. Bu durumun devam edip etmemesi anne babanın kararlı tutumuna bağlıdır. Eğer anne babalar bir noktada pes ediyor ve çocuğun dediğini yapıyorlarsa, çocuk anne babayı zorlamaya devam edecektir. Ancak anne baba koyduğu kurallar ve sonucunda uygulanacak olan yaptırımlar konusunda kararlı olursa, çocuk da bir süre sonra uzlaşma yolunu seçecektir.

Tabi bu süreçte anne baba için belki de en zor olan çocuklarının üzülmesine ve ağlamasına bir süre dayanmak zorunda olmalarıdır. Burada, çocuk ağlıyor diye asla geri adım atılmamalıdır. Ancak çocuk ağlarken ona nasıl yaklaşılacağı da önemlidir. Anne babanın empatik davranarak ‘’sevdiğin çizgi filmi izleyemeyecek olmak seni çok üzüyor biliyorum, ancak odanı toplamayarak bu tercihi sen yaptın. Üzüldüğün için ben de üzülüyorum. Eğer ağlamak seni rahatlatıyorsa ağlayabilirsin’’ şeklindeki yaklaşımı çocuğun hem rahatlamasını sağlayacak hem de yaptığı bir tercihin sonucu ne olursa olsun sorumluluğunu almayı öğrenmesini sağlayacaktır.

Psk. Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ANNE VE BABA OLMAK


ANNENİN ÇOCUĞUN YAŞAMINDAKİ ÖNEMİ

Yaşamının ilk yıllarında anneyle kurulan iletişim, çocukta güven ve güvensizlik duygularının oluşmasına neden olur. Anne bebeğin isteklerine karşı duyarlıysa, sürekli ve tutarlı biçimde ihtiyaçlarını karşılıyorsa, bebekte güven duygusu gelişecektir. Anne, bebeğin etkileşime girme isteklerini reddediyorsa ve ihtiyaçlarına zamanında cevap vermiyorsa bebek güven duygusundan yoksun kalır. Böylece kendine ve çevresine güvenmeyen bireyler yetişir. Bebekle annesi arasındaki ilişkiden doğan güven duygusu, onun gelecekte diğer insanlarla kuracağı ilişkilerin temelini oluşturur.

Çocuktan gelen işaretlere olumlu tepki verip, sağlıklı bir etkileşim ortamı hazırlayan; ara sıra sinirlilik belirtisi gösterse de genellikle çocuğun bakımı ve ihtiyaçlarını karşılama konusundaki sorumluluğu üstlenen; çocuğun üzerinde doğrudan bir denetim kurmaya çalışmayıp, onun özerkliğine saygı duyan bir anne tutumuyla yetişen çocuk, sağlıklı bir birey olarak gelişim gösterecektir.

Kendi arzularını ön planda tutan ve çocukla ilişkisine kendi ruh haline göre yön veren ve kendiyle fazlasıyla meşgul olduğu için çocuğun iletişim girişimlerini çoğunlukla fark etmeyen annelerin çocukları; hırçın, içe kapanık, konuşmayı çok sevmeyen, muhatabı ile göz teması kuramayan özellikleri ile dikkat çekerler.

Bazı anneler ise yoğun bir şekilde öfke duygusuna sahip oldukları için, bu duyguları, çocuğa olan sevgilerini gölgede bırakabilir. Çocuğa öfkelenir ve ceza vererek çocuk üzerinde denetim sağlamaya çalışırlar, çocuğu kucağına alıp okşamaz ve onunla tensel temas kurmazlar. Böyle anne sevgisinden ve ilgisinden yoksun büyüyen çocuklarda, duygusal açlık görülür. Yapılan araştırmalar, anneleri tarafından isteksiz bir şekilde kucağa alınan bebeklerin, elleri ve ayaklarıyla irkilme tepkisi gösterdiklerini ortaya koymaktadır.

Çocuğun o anki ruh halini veya etkinliğini tam olarak dikkate almadan, kendi arzuları ona zorla benimsetmeye çalışan anneler de vardır. Annenin, çocuğun potansiyelini hiçe sayarak ortaya koyduğu beklentiler karşısında başarısızlığa uğrayan çocuk, hem kendi gözünde değersizleşir hem de cesareti kırıldığından dolayı başarı için çaba göstermez. Bu gruptaki bazı annelerin aşırı müdahaleci tavrı, çocuğun kendi kendini yöneten özerk bir birey olmasını engeller.

Bir anne çocuğuna maksimum derecede verimli olabilmek için mümkün olduğunca mutlu ve ruhsal olarak sağlıklı olmalıdır. Bu çocuk için oldukça önemlidir. Anne kişisel yaşamında, eşiyle olan ilişkilerinde ve iş yaşamında mutluysa, çocuğuna karşı olan tutumu da olumlu olacaktır. İlgili anne olmak, hayatını çocuğuna endeksleyerek yaşamak olarak algılanmamalıdır. Anne kendi için de bir şeyler yapmalı, uğraşlar edinmeli, yeni şeyler öğrenmelidir.  Ev işleri ve çocuk bakımı dışında hiçbir uğraşı olmayan, özel yaşamında mutsuz olan bir annenin çocuğuna olan tahammülü az ve tavırları olumsuz olabilir.

Çalışan Anneler:

Bir annenin çalışıyor olması, çocuğuyla etkili şekilde iletişim kuramayacağı anlamına gelmez. Çalışan annelerin yapacağı en büyük hata; çalıştığı ve çocuğa fazlaca vakit ayıramadığı için suçluluk duygusuna kapılıp çocuğun her istediğini yaparak onu şımartması olacaktır. Çalışan bir anne, zamanını etkili biçimde kullanabilir, çalışmadığı zamanlarda çocuğuyla kaliteli zaman geçirebilir.  Çocukla çeşitli aktiviteler yapmanın yanı sıra bir anne mutfakta yemek yaparken bile çocuğuyla olan birlikteliğini sürdürebilir.

BABANIN ÇOCUĞUN YAŞAMINDAKİ ÖNEMİ

Çocuk gelişiminde, her ne kadar ön planda olan hep anne gibi görünse de, babaların çocuk için ayrı bir önemi vardır. Baba ailenin yalnızca maddi ihtiyaçlarının karşılanması sürecinde değil, ailenin duygusal desteğinin sağlanması ve onların sevgi ihtiyacının karşılanmasında da rol oynar.

Babalar da çocuklarıyla çok güçlü sevgi ve şefkat bağları geliştirirler. Babanın bebek ile olan bağlılığı, anneninkinden biraz daha farklıdır. Baba genellikle eşine ve çocuklarına karşı koruyucu bir yaklaşım içerisindedir ancak çocuğun beslenme ve bakımını anne, babadan daha çok üstlenir. Her şey iyi giderken babalar çocuklarına karşı son derece duyarlı ve ilgilidir, ancak çocuk ağlamaya başladığında, niçin ağladığını anlayan kişi genellikle annedir. Bebekler de stres durumlarında babadan çok anneyi tercih ederler.

Yeni doğan bir bebek anneyi kendi bedeninin bir uzantısı olarak algılar yani kendinden farklı görmez.  Baba, çocuğu yoğun yaşanan anne-çocuk bağlılığından koparıp, onun dış dünyaya açılmasını sağlar.

Baba çocuk için hem bir sevgi nesnesi hem de örnek alınacak kişidir. Özellikle erkek çocuklar için baba, kişilik gelişiminde kendiyle özdeşleştirdiği bir modeldir. Babayla yaşanan ilişki, ileriki yıllarda erkek ve kız çocukların cinsel kimliklerinin gelişiminde de önemli rol oynar.

Çocuk cinsel gelişimini gözlem, taklit ve özdeşleşme yollarıyla oluşturur. Karşısındaki sağlıklı modelin tavır ve hareketler çocuğun cinsel kimliğini tanıması ve geliştirmesi için başvurduğu ilk ve en yakın yoldur. Erkek çocuk cinsel kimliğini tanımak için babasını ya da yakındaki bir örneği taklit eder. Babalarıyla yeterince birlikte olamayan, dolayısıyla ‘’özdeşleşme’’ sürecini yeterince yaşayamayan çocukların cinsel kimlik geliştirirken baba modelinden mahrum büyümeleri olumsuz bir etkendir. Böyle durumlarda nadiren de olsa, erkek çocuğun özdeşim modeli olarak anneyi almasından dolayı cinsel kimlik sapması yaşadığı, kendisini anneyle özdeşleştirerek, zaman zaman annesinin makyaj malzemesini kullandığı ve onun davranışlarını taklit ettiğini gösteren örnekler vardır.

Kız çocukları için ise baba modeli, karşı cinsi tanıması ve karşı cinse karşı tavırları konusunda ipucu verir. İlgili bir baba, kız çocuğunun karşı cinse duyduğu güveni arttırırken, çocuğun baba sevgisi ve ilgisi hissetmesi kendine olan güvenini de arttırır.

Baba ailenin toplumla ilişkilerini kuran bir köprü konumundadır. Bu nedenle çocuğun sosyal gelişiminde ve özgüven kazanmasında önemli rol oynar. Baba ile ilişkisi sağlıklı olan, babasından sevgi ve ilgi gören çocuğun kendisiyle barışık, okulda başarılı, arkadaşlarıyla uyumlu ve liderlik yapısının gelişmiş olduğu gözlenir

Baba bir arkadaş, çocukla bir şeyler yapan, onunla oyun oynayan, ona bir şeyler öğreten, dikkat eden, çocuğun okul çalışmalarında ona yol gösteren, okul ödevlerine yardım eden, ahlaki yönelişini biçimlendiren, standartları gösteren, çocuğu eğiten, çocuğun kendisine model olarak alıp taklit edebileceği bir yoldaştır.

Baba güvenin simgesidir. Babanın yokluğu çocukta bazı korkulara, güvensizlik belirtilerine ve sosyal gelişimde gecikmelere neden olabilir. Babalarıyla yakın ilişki kuran çocukların daha güvenli çocuklar oldukları bilinmektedir.

Farklı oyuncaklar, pahalı hediyeler almak, iyi bir baba olmak anlamına gelme. İyi Bir Baba: Çocuğunu iyi tanır; çocuğunun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilir; çocuğunun ne istediğini bilir; çocuğunun yaşına göre ve gelişimine göre olan çizgisini takip edebilir; onunla birlikte vakit geçirmekten keyif alır. 

ANNE VE BABALAR İÇİN BAZI ÖNERİLER

  • Çocuğa sevgi, ilgi gösterin ve zaman ayırın. Çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi sonucunda çocuk kendisine değer verildiğini, sevildiğini hisseder ve mutlu olur.
  • Çocuğa sevginizim içten, sıcak, yalın ve koşulsuz olduğunu gösterin.
  • BABALAR; Bebeklik döneminde, bebeğin bakımına katılın. Bebeğin sağlığı, beslenmesi, temizliği, ağladığında sakinleştirilmesi ve tüm ihtiyaçlarını karşılamasında görev alın. Bu ilişki daha sonraki sürecek olan sağlıklı ilişkinin önemli bir parçasıdır. Erken gelişim yıllarından itibaren çocuklarıyla ‘’tensel temas’’ içerisinde olan, onları kucaklayan babaların çocukların ilerideki okul başarılarını olumlu etkiledikleri saptanmıştır.
  • Çocuğu olduğu gibi kabul edin, başkalarıyla kıyaslamayın.
  • Çocuğun çabalarını, olumlu davranışlarını destekleyin, başarısızlıkları karşısında sabırlı, sakin, yapıcı olun.
  •  Çocuğun hayatınızdaki önemini, ona ifade edin
  • Çocuğunuz üstünde otorite kurmaya çalışmayın çünkü, çocuğu otorite ile değil sevgiyle şekillendirebiliriz.
  • Çocuğunuza öyle bir güven duygusu verin ki, zor anlarında bunu başkalarıyla değil, sizinle paylaşsın.
  • Çocuğunuzun sizden farklı olduğunu, onun da kendi kararları olabileceğini unutmayın ve onun isteklerine saygı duyun, onu dinleyin.
  • Çocuğunuzun önünde iyi bir rol model olun, ona sözlerinizle değil, doğru davranışlarınızla örnek olun. Bu hatasız olmak anlamına gelmez ama çocuğun önünde bir hata yaptıysak bunu da kabul edip özür dileyebilmek gerekir.
Bu yazı Psikolog Merve Öz Ünlü tarafından,  Haluk Yavuzer ve Osman Abalı’nın kaynaklarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÇOCUKLAR TARAFINDAN KULLANILAN BAŞLICA SAVUNMA MEKANİZMALARI

İçe Çekilme Davranışı: Okul öncesi dönemdeki çocuk korktuğunda bu mekanizmayı sık kullanır. Yabancı biri odaya girdiğinde ondan gözlerini kaçırır, odadan kaçar, yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğinde onları reddeder. Bu tür savunma, bireyi uyumsuzluğa götürebilir.

Gerileme: Bir ruhsal çatışma, önüne geçilemeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa, birey kolaylıkla uyum gösterebileceği ilkel davranış örneklerine dönebilir. Parmak emme ya da alt ıslatma örnekleri, bir süre önce bu tür davranışları sona eren çocuklar için birer gerileyici davranış belirtileridir.

Yeni bir kardeşin doğumu çocukta bu tür gerileyici bir davranışın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayarak, parmak emerek, emekleyerek, kaybettiği ilgiyi yeniden kazanmaya çalışabilir.

İnkâr: Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için çatışmanın temel öğesini unutma, yok sayma durumuna yani inkâr etmeye başvurulur. Kişi tehlikeyle baş edemez ya da ondan kaçınamazsa, kullanabileceği tek yol bu tehlikeyi yok saymak olur. (Örn: kalabalık ortama giren küçük bir bebeğin, insanların yüzüne bakacak cesareti bulamadığı için kapıya bakması).

Çocuk bazen kendini açık şekilde reddeden annenin düşmanca tavırlarını inkâr edebilir, onun çok nazik ve kendisini çok seven biri olduğunu savunabilir.

Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar da bu kimselerin anne babaları olduklarını inkâr edip, evlatlık olduklarını, gerçek anne babalarının kendilerini çok sevdiklerini söyleyebilirler.

Bastırma: Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların bilinçaltına itilmesi olayıdır. Başka bir deyişle, herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir. Bilinçaltına itilen bu arzular, orada birer kompleks halinde saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerde bilince çıkmaya çalışacaktır.

Yansıtma: Bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce ya da eylemin, saldırgan arzu, nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını, bir başkasına yansıtması durumudur.

Hırsızlık yapan çocuk bir diğer çocuğu suçlarken hem eleştiriden kurtulur hem de suçunu inkâr etmiş olur.

Yansıtma mekanizması kişiyi anksiyeteden iki şekilde korur;kişi eksiklerini, yanlışlarının sorumluluğunu, suçunu başkalarına yükler ve suçluluk duygusu uyandıracak nitelikteki içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.

Bu yazı Psikolog Merve Öz Ünlü tarafından, Doğan Cüceloğlu’nun İnsan ve Davranışı isimli kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın