Kategori arşivi: Yazılar

Duygular Sıcak Patatese Dönüşürse

Hayatımıza anlam katan, en değerli varlıklarımız olan çocuklarımız bazen bizi en çok zorlayan, en çok çileden çıkaran varlıklara dönüşebilirler. Dünyanın en sevimli varlıkları nasıl bu kadar zorlayıcı, bu kadar çileden çıkarıcı hale geliyorlar?  Nasıl oluyor da dünyanın en yüce sevgisi, bir anda kontrolsüz bir öfkeye dönüşüyor? Gelin bu soruların cevabını birlikte arayalım.

Sıcak patates (hot potato) İngilizlerin, baş etmesi tehlikeli ve zor olan durumlar için kullandıkları bir deyimdir. Kumpirin el yakmaması için elden ele fırlatılmasından esinlenerek ortaya çıkmış bir deyim olduğu söylenir. Kimse fırından yeni çıkmış, cayır cayır yanan bir patatesi elinde tutamaz. Çocukların kendi içlerinde yaşadıkları duygular bazen öyle yoğun olur ki, adeta sıcak bir patatese dönüşür. Onlar hayatta çok acemi, dolayısıyla duygularını kontrol etmekte de oldukça deneyimsizler. Hissettikleri duygunun ne anlama geldiğini hatta niçin ortaya çıktığını bile çoğu zaman bilmezler. Zaman zaman coşkusallıklarını kontrol edemeyip dürtüsel bir şekilde, düşünmeden davranırlar; hareketleri aşırıdır, bağıra çağıra konuşur, güler, hoplayıp zıplarlar. Kimi zaman kıskançlık duygularını kontrol edemeyip diğer çocuklara zarar verebilirler. Kimi zaman istedikleri bir şeyin yapılmaması onları öyle zorlar ki saatlerce ağlarlar. Kimi zaman öyle öfkelenirler ki kendilerini yerden yere atıp, başlarını duvarlara vurabilirler.  Kimi zaman anne babanın ilgisine o kadar çok ihtiyaç duyarlar ki, onların dikkatini kendi üzerlerine çekmek için olur olmaz davranışlarda bulunarak anne babayı çileden çıkartırlar. İşte verdikleri tüm bu tepkiler, onların ellerinde tuttukları, daha doğrusu tutamadıkları sıcak patateslerdir. Örneğin bir çocuğun içinde öfke biriktiğinde bunu bir şekilde dışarı vurmak ihtiyacı hisseder, aksi takdirde o öfke canını öyle yakar ki buna dayanması mümkün olmaz. Bu duygudan bir şekilde kurtulmak zorundadır. O duyguyu evirip çevirip yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bir şekilde dışarı yansıtır.

Tüm bu duyguları hissetmeleri aslında son derece doğaldır. Ancak verdikleri tepkiler normal sınırların ötesine geçip, aşırı bir hal aldığında durup düşünmek gerekir. Anne babanın bilmesi gereken en önemli nokta, çocuk bizde hangi duyguları uyandırıyorsa (öfke, kızgınlık, kaygı, korku, panik vb.) o duygu çocuğun sıcak patatesidir. Çocuk bize verdiği duygunun kat be kat fazlasını kendi içinde yaşıyordur aslında. O duyguyla baş etmekte o kadar zorlanıyordur ki, onları dikkatle izlerseniz ‘’anneciğim, babacığım, bu duyguyu taşımak bana öyle zor geldi ki, birazını size vermek istiyorum’’ demek istediklerini duyabilirsiniz.Bu noktadan sonra zaten

Hiçbir Çocuk Mükemmel Olmak Zorunda Değildir

Beklentilerini çocuğa göre ayarlayamayan, onun neye ihtiyacı olduğuna görmeden daima ondan her şeyin en iyisini bekleyen, çocuğun hata yapmasına tahammül edemeyen ailelerin sergiledikleri tutum mükemmeliyetçi tutum olarak bilinir.

Her anne baba çocuğu için en iyisini ister, bunun için uğraşır. Ancak zaman zaman işin ölçüsü biraz kaçabilir. Her çocuk kendine özgüdür; kendine has becerileri, özellikleri, zevkleri, ilgi alanları vardır. Çocuklarımızdan bir şey beklerken, tüm bu özellikleri göz önünde bulundurabilirsek, beklentilerimiz çocuğu yıpratmaz.

Mükemmeliyetçi tutuma sahip ebeveynler, kendi duygu, düşünce, istek ve ihtiyaçlarını çocuğun neye ihtiyacı olduğunu hesaba katmadan ona dayatma eğiliminde olabilirler. Yani beklentilerini çocuğa göre değil, kendi isteklerine göre ayarlayabilirler. Hem de bunu çocuklara faydalı olmak adına, bu durumun çocuğa ne gibi olumsuz etkileri olacağını hesap etmeden, son derece iyi niyetle yaparlar. Bu yapıdaki anne ve babalar çoğunlukla çocuklarını kendi uzantıları gibi gördükleri için, kendilerine kolay gelen bir şeyi çocuklarının nasıl
yapamadığını anlamakta zorlanır ve hatta bu sebeple onlara öfkelenebilirler.

Elbette her ebeveyn gibi mükemmeliyetçi tutuma sahip ebeveynler de çocuklar için en iyisini isterler. Hatta belki de tam olarak bu sebeple onlardan daima en iyisini yapmasını beklerler. Okulda disiplinli ve çalışkan, arkadaş ilişkilerinde sosyal, evde düzenli ve tertipli olmasını isterler. Onlara göre çocuk her şeyi en mükemmel şekilde yapabilirse, hayatta da daima başarılı ve mutlu olacaktır. Ancak maalesef mutluluk her zaman başarıyla doğru orantılı değildir. Daha doğrusu elbette bir şeyleri başarmak mutluluk yaratır ancak başarı kavramı kişiden kişiye göre değişir ve başarı her zaman insanı mutlu etmez. Bu durumun en iyi örneği sırf anne babasını mutlu etmek için toplumda saygın görünen birtakım meslekleri icra eden ancak mutlu olamayan pek çok insandır.

Çocuğun en ufak hatalarını dahi görmezlikten gelmeyen ve onu devamlı uyaran; başarı odaklı olan ve çocuğun değerliliğini başarıları üzerinden tayin eden; çocuğun bireysel özelliklerini, istek ve ihtiyaçlarını hesaba katmayıp, onu kendi zihinlerinde hayal ettikleri çocuk gibi şekillendirmek isteyen; yalnızca en iyisini yaptığı zaman onu fark eden ve onaylayan tarzda vb. ebeveyn tutumları, çocuğun kendini kusursuz olma mecburiyetinde hissettiği bir yapıya zemin hazırlayabilir.

Devamlı olarak eleştiriye maruz kalan çocuk kendini yetersiz, beceriksiz ve başarısız hissedebilir. Böylelikle kendine güvenmeyip ‘’ben zaten bunu yapamam’’ düşüncesiyle, gözüne biraz karmaşık görünen şeyleri denemeye dahi yanaşmaz ve kendi yaşantısını büyük ölçüde sınırlandırmış olur. Hayatta hep pasif bir duruş sergileyebilir. Veya anne ve babası tarafından sevilip kabul görmenin tek koşulunu, onların beklentilerini yerine getirmek olarak gören çocuk devamlı olarak onların istediği gibi mükemmel bir çocuk olmaya çabalar. Bunu yaparken de kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçebilirler. Kendilerinin ne yapmak istediğine değil, ne yaparsa başkaları tarafından beğeni ve takdir alacaklarına odaklanan ve tüm enerjilerini her şeyi en mükemmel şekilde yapmaya harcayan bireyler olabilirler. Yaptıkları en ufak bir hatanın, kendilerini tamamen değersizleştirdiğine inanabilirler.

Bu Konuda Anne ve Babalara Öneriler:

Öncelikli olarak anne babanın çocuğun kendilerinden ayrı bir birey olduğunu anlamaları önemli. Kendi istekleriyle çocuğun istek ve ihtiyaçlarının örtüşmeyebileceğini ve bunun son derece doğal olduğunu bilmeliler. Ev içerisinde tüm aileyi ilgilendiren veya bireysel olarak çocuğu ilgilendiren konularda çocuğun da görüşünü almak ve ona söz hakkı tanımak son derece önemli. Elbette tüm bunlar çocuğa sınırsız bir özgürlük vermek anlamı taşımıyor. Elbette çocuk belli bir yaşa kadar kendi için neyin doğru neyin yanlış olduğun tayin edemeyebilir. Çocuğun kendisine ya da başkalarına zarar verebileceği durumlarda gerekeli otoriteyi sağlayıp sınırlandırma getirmek de anne ve babanın görevidir.

Çocuk yerine hedef koymak değil, onu kendi hedeflerini koyabilecek ve bu yolda çaba gösterecek içsel motivasyonlarını oluşturmalarına yardımcı olmak ebeveynlerin yapması gereken önemli şeylerden biridir.

Bunun yanında beklentilerimizi çocuğun fiziksel, zihinsel ve ruhsal yapısına göre ayarlamak gerekiyor. Bir şeyleri başaramadığı durumlarda onu tenkit etmek yerine, bunun son derece doğal olduğunu, hayatta başarı kadar başarısızlık ve hayal kırıklıklarının da var olduğunu çocuğa ifade etmek önemlidir. Ancak bunun yeniden deneyip başarılı olmasına engel olmadığını da belirtmek gereklidir.

Uzm. Psk. Merve Öz Ünlü

Somatik Deneyimleme, Yoga ve Mindfulnes Temelli Oyunlar

Sevgili ebeveynler,

Daha önce hiç bilmediğimiz, belirsizlik ve kaygı içeren bir dönem geçiyoruz. Koronavirüs salgını dolayısıyla neredeyse hepimiz evlerdeyiz. Bu günler elbette bitecek ancak çocuklarımızın bu süreci yara almadan, uzun vadeli travmatik etkiler yaşamadan hatta bu süreçten daha da güçlenerek çıkmalarına destek olmak için bu dosyayı hazırladık.

Ne yazık ki kendi duygusal regülasyonumuzu yapamadığımız müddetçe davranışlarımıza ne kadar dikkat edersek edelim bunu çocuklarımıza yansıtmamamız mümkün değil. Hissettiğimiz duyguları ve beden duyumlarımızı fark edemezsek anksiyeteye dönüşebilirler. Ruhsal ve bedensel olarak travmatize olmamamız için sinir sistemimizde gerilim birikmemesi önemlidir. Bunun için yapmamız gereken en önemli şey bedensel duyumsamalarımızı ve duygularımızı fark edip, buralara bilinçli olarak temas etmemiz.

Çocuklar onları kötü hissettiren şeyler hakkında düşünmek yerine dikkatlerini ne hissettiklerine ve bedenlerinde neler duyumsadıklarına verdiklerinde kendilerini esir alan olumsuz girdabı olumluya çevirebilirler. Böylece sinir sistemleri sakinleşmekle kalmaz üzerine zihinlerinde de yeni açılımlar olur.

Bu bağlamda sizlere bedensel duyumlarınızla temas edebileceğiniz ve beraberce eğleneceğiniz, bedensel gerilimlerinizi atmanızı sağlayacak, duygusal regülasyonunuz açısından faydalı olacak, aranızdaki ilişkileri kuvvetlendirecek ve hem sizi hem de çocuğunuzu sakinleştirecek bazı oyun önerileri vermek istiyoruz. Aşağıdaki aktiviteler somatik deneyimleme, yoga, mindfulness ve somatik psikoterapi uygulamalarından derlenmiştir.

Oyunlarda kritik nokta tamamen özgür hissedeceğiniz ve karşılıklı olarak eğlenebileceğiniz bir ortam yaratmak. Herhangi bir kontrol, eleştirme, yargılama olmaması çok önemli olduğu gibi merak duymak da bu işin olmazsa olmazı! Çocuğunuzun ortaya koyduğu her davranışı, duyguyu, beden duyumunu ve düşüncelerini büyük bir ilgi ve merakla takip etmeniz fayda görmeniz açısından önem taşıyor. Bir diğer nokta eşitlik. Bu oyunlar çocuğunuzu eğlendirip oyalamak için değil, birlikte eğlenip paylaşımlarınızı arttırmak için hazırlandı. Dolayısıyla oyundaki rollerin sırayla değişmesi ve herkes oyuna dahil olması gerekiyor.

Her güne çocuğunuzla beraber nefes alıp verme ve “vuu” sesi çıkarma eşliğinde başlamanızı tavsiye ederiz.

Uzm. Gelişim Psikoloğu Merve Öz Ünlü & Uzm. Klinik Psikolog Rüveyda Çelenk Yılmaz

Filial Oyun Terapisi

Filial terapi anne baba ve çocuk ilişkilerinde yaşanan zorlukları ortadan kaldırmasının yanı sıra, olası sorunları önlemek için de oldukça ideal bir yöntemdir.

Filial terapi  ile anne babalar terapist eşliğinde, çocuklarıyla özel oyun seansları yürütmeyi öğrenirler. Filial terapi her seansta ne yapılacağı belli olan, yapılandırılmış bir programdır. Programın belli bir aşamasından sonra, anne baba özel oyun seanslarını yürütmek konusunda yetkin hale geldiklerinde, özel oyun seanslarını kendi evlerinde yürütmeye başlarlar.

Çocukları anlayabilmek için öncelikle onların oyunlarını anlayabilmek gerekir. Çocuklar söylediğimiz sözlere kulak tıkayabilirler ama oyun yoluyla onların dünyalarına girdiğimiz zaman, tüm kanallar açılır. Özel oyun seansları ile hem anne baba ve çocuklar arasındaki iletişimin kalitesi artar hem de anne babalar, çocuklarının iç dünyasına girme şansına sahip olurlar. Çocukların en iyi bildikleri dil oyundur. Anne babalar bu dili öğrendiklerinde, çocuklarıyla çok daha tatmin edici ilişkiler kurabilirler.

Oyun bize her ne kadar çok basit ve sıradan bir aktivite gibi gelse de, oyun sırasında çocuklar hayatı deneyimler; hayatın nasıl işlediğini öğrenir; duygu ve isteklerini koyar; alternatif çözüm yolları bulmayı öğrenir,  fiziksel, zihinsel ve sosyal beceriler geliştirirler. Ayrıca kendilerini rahatsız eden durumları oyun sırasında deneyimleyerek rahatlama sağlayabilir, kaybettikleri güven ve kontrol gibi duyguları yeniden inşa edebilirler.

Anne babaların katılımı çocuklardaki iyileşme sürecinin hem çok da hızlı olmasını sağlar hem de terapi sırasında öğrendikleri bilgi ve becerileri kullanarak oluşabilecek problemlerin de önüne geçerler.  Ayrıca filial oyun terapisi anne baba ve çocuklar arasındaki ilişkiyi doğrudan güçlendirmesi açısından da oldukça önemlidir.

Filial Oyun Terapisinin Hedefleri

Çocuk İçin Hedefler

  • Kendi duygularını anlamaları
  • Başkalarının duygularını anlamaları
  • İhtiyaçlarını karşılamak için duygularını uygun şekilde ifade etmeleri
  • Sorunlu davranışlarının azalması
  • Problem çözme becerilerinin gelişmesi
  • İçsel çatışmalarını ve yaşadıkları ikilemleri çözmeleri
  • Sorumluluk ve inisiyatif alabilmeleri
  • Özgüvenlerinin ve özsaygılarının gelişmesi
  • Sosyal uyumlarının artması

Anne ve Babalar İçin Hedefler:

  • Çocuklarının duygularını, düşüncelerini, motivasyonlarını, kaygı ve korkularını, kısaca onları ve iç dünyalarını daha iyi anlayabilmeleri
  • Çocuklarıyla iletişimlerini kaliteli hale getirmeleri
  • Çocukları ile olan ilişkilerinde sıcak ve güvenli bir ortam oluşturmaları
  • Çocuk bakımı ile ilgili becerileri öğrenerek gelecekte ortaya çıkabilecek olan sorunları önlemeleri
  • Anne baba olarak kendilerine olan güvenlerinin artması
  • Onları terapiye getiren sorunların ortadan kalkması ya da hafiflemesi
  • Gelecekte yaşayabilecekleri sorunların önüne geçilmesi
  • Tüm aile bireyleri arasındaki ilişkinin güçlenmesi ve iletişim becerilerinin artması
  • Yaşadıkları problemlerin üstesinden gelme becerilerinin artması
  • Beraber paylaşımda bulunmaları ve eğlenebilmeleri

Filial Oyun Terapisinin Prensipleri

  1. Anne babalar çocuklarıyla ilişki kurarken sıcak ve dostça bir tavır sergiler.
  2. Anne baba çocuğun ifadelerini, duygularını ve seçimlerini olduğu gibi kabul eder (çocuğun davranışlarının, oyun seansındaki sınırları bozmayacak şekilde olması şartıyla).
  3. Anne baba çocuğa, duygularını ifade ederken tamamen özgür hissettirecek, izin verici ortamı yaratır.
  4. Anne baba çocuğun ifade ettiği duyguları izler ve bunları çocuğa yansıtarak, çocuğun kendi duyguları ve davranışları hakkında içgörü ve farkındalık sağlar.
  5. Anne baba çocuğa öğüt vermekten ya da onun için sorunu çözmekten kaçınarak, çocuğun kendi sorunlarını çözme becerilerine saygı gösterir. Çocuğa fırsat verildiğinde, kendi sorunlarını çözebilme becerisi göstereceğine inanır.  
  6. Anne baba karar verme, seçim yapma ve uygulama sorumluluğunu çocuğa bırakır.
  7. Anne baba hiçbir şekilde çocuğun konuşmalarını ya da davranışlarını yönlendirmez. Çocuğun adımlarını takip eder ve bunun aşamalı bir süreç olduğunu kabul eder.
  8. Anne baba çocuğu hızlandırmaz ya da aceleye getirmez. Süreç aşamalıdır ve anne baba sabır gösterir.

Bu yazı Filiz Çetin’in ‘’Filial Oyun Terapisi’’ eğitimindeki dokümanlardan yararlanılarak düzenlenmiştir.

Çocuk Yetiştirirken Sınırların ve Kuralların Önemi

Her çocuğun kendine has bir yapısı vardır. Kimi çocuk düzeni ve kuralları severken, kimi çocuk biraz daha bağımsız hareket etme eğiliminde olabilir. Ancak anne babaların unutmaması gereken en önemli noktalardan biri ‘’bireysel özellikleri ne olursa olsun her çocuğun bir miktar sınırlandırılmaya ihtiyacı vardır’’.

Çocuklar benmerkezci bir yapıdadırlar ve tüm dünyayı kontrol etmek isterler. Yemek konusunda sıkıntı yaşayan ve anneyi elinde tabakla peşinde dolaştıran bir çocuğun yaptığı da aslında anneyi dolayısıyla da dünyayı kontrol etmektir. Bu esnada çocuk anne ile güç savaşına girer ve maalesef çoğu zaman da bu savaşta çocuklar galip gelir. Bu galibiyet çocuk için kısa süreliğine haz verici olsa da, uzun vadede pek de olumlu sonuçlar doğurmaz. Çünkü çocuk her ne kadar gücü elinde tutmak istese de, bu gücü nasıl kontrol edeceğini bilemez bu da onun dünyasında güvensizlik yaratır. Belli dozdaki sınırlar ve kurallar çocuğun dünyayı daha güvenli bir yer olarak algılamasını sağlar.

Çocuk her ne kadar anne babaya karşı isyankâr ve kontrol edici olmaya çalışsa da esas ihtiyacı olan şey onun bu sınırsızlığı karşısında anne babanın güçlü ve sağlam bir duruş sergileyebilmesidir. Çünkü çocuğun isteklerinin sınırı yoktur, tek derdi hazza ulaşmaktır ve bunun için bilinçsizce bir çaba içerisindedir. Ancak anne babanın bir noktada sınır getirmesi çocuğun kendini ‘’dünyanın merkezinde’’ olarak algılamasını bir miktar törpüleyerek, hayatın gerçekliğine adapte olmasını sağlar. Anne babanın bu tutumu çocukları toplumsal hayat içerisinde çok daha uyumlu, gerçekçi beklentileri olan ve sınırlarını bilen sağlıklı bireyler haline getirir.

Anne ve babaların, çocuğun karşısında güçlü bir duruş sergileyebilmeleri, çocuğun kişilik gelişimi açısından da önemlidir. Bazı anne babaların yaptığı en büyük hatalardan biri ‘’çocuğumun her dediğini yapayım ki kendine güvensin’’ şeklindeki düşüncedir. Çocuğun kendine güvenmesi için koşulsuz sevgi ve ilgiyi onlara olabildiğince çok vermek doğrudur. Veya belirli sınırlar dâhilinde bir şeyleri deneyimlemelerine fırsat vermek özgüvenlerinin artmasına yardımcı olur. Ancak her istediklerini yapmak onlara asla özgüven kazandırmaz, aksine evde sahip oldukları imtiyazlara dış dünyada (örneğin okula başladıklarında) sahip olamadıklarında büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak, içlerine çekilebilir ve sosyal hayatın gerisinde kalabilirler.

Çocuk kişiliğini anne babayı model alarak geliştirir. Kendisine hiçbir sınırlandırma getiremeyen, sözünü dinletemeyen ve kendi gücü karşısında yenik düşen, zayıf bir anne babayı model alan çocuk, ev içerisinde tüm hâkimiyeti eline alsa da, dış dünyada aynı gücü gösteremez ve kendisinden daha baskın bireylerin bulunduğu ortamlarda, anne babasının evdeki durumunu modelleyerek, zayıf bir duruş sergileyebilir.

SINIRLAR VE KURALLAR HANGİ DURUMLARDA KONULUR?

Sınır koymak anne babalar için başlangıçta biraz zor olabilir. Bir çocuğun yaşı ne kadar küçükse, anne baba o kadar avantajlıdır. Çünkü uzun yıllar belli bir düzende büyüyen çocukların alışkanlıklarını değiştirmek daha zordur ama kesinlikle mümkündür.

Anne ve babaların yaptığı en büyük yanlışlardan bir diğeri de, sırf otorite kurabilmek için çocuğa aslında pek de gerekli olmayan birtakım kurallar dayatmaktır. Hiçbir amaca hizmet etmeyen kurallar çocuğu ya otoriteye körü körüne itaat eden ya da tam tersi her şeye karşı çıkan, isyankâr bir hale getirir. Bu sebeple çocuğa sınır koyarken bunun gerçekten de gerekli olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğun kendine ya da bir başkasına zarar verdiği durumlarda (örneğin aşırı televizyon izleme, insanlara veya eşyalara zarar verme vb.) sınırlamalar getirmek uygundur. Ancak yapılmasında hiçbir sakınca olmayan bir davranış için sınırlama getirmek gereksizdir.

Yine herhangi bir kural ya da sınır koyarken çocuğun yaşı, ihtiyaçları, bilgi ve beceri düzeyi mutlaka dikkate alınmalıdır. Oyun çağındaki bir çocuğun oyun saatlerinin fazla sınırlanması, çocuk için faydadan çok zarara nende olabilir. O yüzden çocuğu iyi tanımak ve gelişim dönemleri hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir.

Kurallar ve Sınırlar Nasıl Konulmalıdır?

Çocuğa bir konuda sınırlama getirirken bunun niçin gerekli olduğu ona anlatılmalıdır. Bunu yaparken çocuğun yaşı ve algılama düzeyi dikkate alınarak, oldukça basit ifadeler kullanılmalıdır. Bazen yaptığımız açıklamalar çocuğu tatmin etmeyebilir, çocuk bu sınırlamanın nedenini yaşı itibariyle tam olarak anlamayabilir. Böyle durumlarda çocuğu ikna etme çabasına girilmemeli, bunun onun iyiliği için konulan bir kural olduğu ve kesin olarak uygulanacağı ifade edilmelidir. Anne bu açıklamayı yaparken çok net ve kararlı olmalıdır.

Anne baba çocuğuyla inatlaşma yoluna girmemelidir. Çünkü çocukların duygusal zekâları çok güçlüdür ve anne babayı nasıl manipüle edeceklerini içgüdüsel olarak bilirler. Anne babanın öfkelenmesi ve kendisiyle inatlaşması çocuk için bir kazançtır, çünkü inatlaşan anne baba çocuğun gözünde zayıf iradeli ve güçsüz bir hale gelir. İnat inadı körükler ve bu tür savaşlardan da genellikle yine çocuklar galip çıkar.

Çocuk bizi dinlemez ve istediğimiz şeyi reddederse, bunun sonucunda neyin olacağı çocuğa açıklanır. Bu açıklama bir uyarı niteliğindedir ama asla tehdit şeklinde olmamalıdır. Buradaki amaç çocuğun gözünü korkutarak istediğimiz şeyi yapmasını sağlamak değil, bir tercih yapıp sonucunu yaşamasını sağlamaktır.

Çocuğa yaşatacağımız sonuç asla fiziksel veya duygusal şiddet içermemelidir. Çocuğu sevdiği bir şeyden mahrum etmek şeklinde olabilir. Bunu yaparken de çocuğun o anda ne hissettiğini anlamak bunu ona ifade etmek yani empatik bir yaklaşım önemlidir. Aşağıdaki örnek açıklayıcı olacaktır.

Çocuk: ‘’Odamı toplamak istemiyorum’’

Anne: ‘’Bunun sana ne kadar zor geldiğini biliyorum. Ancak eğer odanı toplamazsan, bugün sevdiğin çizgi filmi izleyemeyeceksin. Bu konuda karar sana ait.’’

 Bu tür bir yaklaşım çocuğa seçme şansı vermesi, kendi ile ilgili bir karar alması ve aldığı kararın sonucuna dair sorumluluğu üstlenme becerisi kazanması açısından önemlidir.

Çocuklar ilk zamanlarda hem odayı toplamamayı, hem de televizyon izlemek konusunda ısrarcı olabilir ki bu son derece doğaldır. Bu durumun devam edip etmemesi anne babanın kararlı tutumuna bağlıdır. Eğer anne babalar bir noktada pes ediyor ve çocuğun dediğini yapıyorlarsa, çocuk anne babayı zorlamaya devam edecektir. Ancak anne baba koyduğu kurallar ve sonucunda uygulanacak olan yaptırımlar konusunda kararlı olursa, çocuk da bir süre sonra uzlaşma yolunu seçecektir.

Tabi bu süreçte anne baba için belki de en zor olan çocuklarının üzülmesine ve ağlamasına bir süre dayanmak zorunda olmalarıdır. Burada, çocuk ağlıyor diye asla geri adım atılmamalıdır. Ancak çocuk ağlarken ona nasıl yaklaşılacağı da önemlidir. En önemli kural çocukla bağlantıyı kesmemektir. Küsmek, tavır yapmak, ”kendi kendine ağla” diyerek çocuğun bulunduğu yerden uzaklaşmak da bir nevi duygusal cezalandırmadır ve kesinlikle yapılmaması gerekir. Anne babanın empatik davranarak ‘’sevdiğin çizgi filmi izleyemeyecek olmak seni çok üzüyor biliyorum, ancak odanı toplamayarak bu tercihi sen yaptın. Üzüldüğün için ben de üzülüyorum. Eğer ağlamak seni rahatlatıyorsa ağlayabilirsin’’ şeklindeki kapsayıcı ama net yaklaşımı çocuğun hem rahatlamasını sağlayacak hem de yaptığı bir tercihin sonucu ne olursa olsun sorumluluğunu almayı öğrenmesini sağlayacaktır.

Yoganın Çocuk Gelişimindeki Rolü

Bu başlık altında öncelikli olarak söylemek istediğim şey; her ne kadar yoga çocuk gelişimi için faydalıysa, çocukları izlemek de yoganın anlaşılması için faydalıdır. 2,5 yaşındaki yeğenimle yaptığım yoga pratiklerinde, onun aslında bu hareketlere ne kadar yatkın olduğunu görmek çok ilgimi çekti. Bunun da ötesinde, zaten doğal hareketlerinin içinde pek çok yoga pozunun olduğunu görmek daha da ilgi çekici oldu. Örneğin yerden kalkarken köpek pozunu veriyor J

Ancak büyüdükçe doğal hareketlerimizi yitiriyoruz, hele ki günümüz dünyasında. Yoganın çocuklardaki en önemli etkilerinden biri kendi doğallarında var olan birtakım hareketlerle haşır neşir olmalarını, unutmamalarını sağlamak olabilir. Yine yoganın çocuklarda pek çok anlamda faydalı olduğunun en büyük kanıtı da yoga derslerini heyecanla beklemeleri ve katılmaları. Çünkü inanıyorum ki her çocuk, kendisine gerçekten iyi gelen şeyi hisseder ve ona doğal bir yönelimi olur.

Günümüzde benim de yaşadığım en büyük sıkıntılardan biri nefes ile ilgili. Yaşamak için nefes almaya ihtiyaç duyduğumuzu unutuyoruz. Pek çok alanda otomatikleştiğimiz gibi nefes alış verişimiz de otomatik. Kronik olarak yorgunluk, bitkinlik yaşıyoruz. Elbette pek çok sebebi olabilir ama yeterince doğru nefes alamayışımız da buna etken. Yoga küçük yaşta nefes almanın önemini ve bununla ilgili farkındalığı vurgulaması açısından da oldukça önemli.

Farkındalık demişken, nefesin yanında beden ile ve duygular ile ilgili de farkındalık gelişir.

Yoga yapan çocukların bedenleri daha esnektir. Ayrıca denge kabiliyeti artar. Fiziksel bu kazanımların, elbette ruhsal yansımaları da olur. Daha esnek düşünebilme, ruhsal anlamda dengeli olma gibi özellikler desteklenir.  

Bir diğer önemli konu ‘rekabetsiz ortam’. Bu ortam belki de çok nadiren deneyimleyebildikleri  ‘özgür olma’ şansı veriliyor çocuklara. Herkes günün yettiği kadarını yapıyor ve herhangi bir kıyas yok. Eleştirilme yok, ‘’bu doğru değil şöyle yap’’ demek yok, en iyi ya da en kötü yok. Herkes olduğu haliyle kabul görüyor. Kendi doğası neyse, onu deneyimleme ve olduğu haliyle kabul görme durumu belki de insana en iyi gelen şeylerden biri.  Anlayış, koşulsuz kabul, farklılıklara saygı, empati … Hem çocuklar için hem de dünyamız için önemli kazanımlar…

Yoganın bir diğer artısı herhangi bir tema ile ilgili çalışılabilir oluşu. Örneğin aşırı dürtüselliği olan bir çocukla bu konu çalışılabilir, korkuları olan çocuklarla, özgüven sıkıntısı çeken çocuklarla vb. mevcut problemle ilgili bir tema oluşturulup çalışılabilir. Elbette mevcut problemi yaşayan çocuk bu çalışmalarda kendinden bir şeyler bulurken, diğer çocuklar da bu türden sıkıntıları olan çocukların dünyasından bakabilmeyi deneyimlerler.

Yogada birlik ve bütünlük vardır. Özellikle eşli duruşlar, grup oyunları birbirine güvenme, arkadaşının sorumluluğunu alma gibi konularda da çocukları destekler.

Yoga’da sevgi var. İnsana, doğaya, hayvanlara sevgi. Sevginin olduğu yerde umut da hep vardır.

                                                                                                                                  Merve Öz Ünlü

Çocuk Merkezli Oyun Terapisi

Oyuncaklar çocuğun kelimeleridir, oyunu ise ne anlatmak istediğidir…’’

Haim G. Ginott

Oyun, çocukların temel uğraşıdır. Yetişkin insanlar konuşarak duygularını paylaşabilir, sıkıntılarını kelimelerle ifade edebilirler. Ancak çocukların duygu ve düşüncelerini aktarabilme becerileri, bir yetişkin kadar gelişmemiştir. Bu sebeple onların iç dünyalarına ulaşmanın en kestirme yolu oyunlardır. Çocuklar oyun terapisi seanslarında kendilerini üzen, onlara sıkıntı veren, korku, kaygı, üzüntü ya da hayal kırıklıklarını, terapistin onlara sunduğu güvenli ortamda ortaya koyabilme şansına sahip olurlar.

Terapist, çocuğa, her türlü duygusunu rahatça ortaya koyabileceği güvenli ve koşulsuz kabul içeren bir ortam hazırlar ve çocuğun ortaya koyduğu her türlü materyali olumluya dönüştürmesi konusunda çocuğu destekler. Bunun için öncelikle çocuğun kendi duygularını tanımasına yardımcı olur. Çocuklar çoğu zaman neyi niçin yaptıklarını bilmezler tam da bu sebeple duygularını doğrudan ve sağlıklı şekilde ifade edemezler. ÇMOT’nin en önemli hedeflerinden biri çocuğun kendi duygu, düşünce ve davranışları ine ilgili içgörü kazanmasıdır.

Çocuk Merkezli Oyun Terapisi çocukların, onlara sağlıklı bir ortam sunulduğunda gelişim göstereceklerine inanan bir yaklaşımdır. Bu yöntemde terapist çocuğa istediği oyuncakları, istediği aktiviteleri seçme fırsatı verir ve çocukla kurduğu ilişkide onu olduğu gibi kabul eder. Terapistle çocuk arasında kurulan samimiyete ve koşulsuz kabule dayanan bu ilişki; çocuğun seanslar sırasında, kendini özgürce ifade etmesi ve içsel çatışmalarını çözmesini sağlar.

Çocuk Merkezli Oyun Terapisi çocukların kendi sorunlarını, kendi yol ve yöntemleriyle çözme becerisine sahip olduklarına inanır. Bu yöntemde terapist çocuğun oyununun içeriğini yönlendirmez, bunun yerine ona kendi problemini kendi yoluyla çözebileceğine güvendiğini gösterir. Böylece çocuğun problem çözme yetisi ve özgüveni artar.

Oyun terapisi travmalarda da umut yaratır. Çocuk kendisine sıkıntı veren durumları oyun terapisi seansları sırasında canlandırır ve yeniden deneyimleme şansına sahip olur. Bu yeniden deneyimleme sırasında çocuk eski olumsuz deneyimlerini, olumlu hale getirerek yeniden canlandırır. Bu yolla içsel çatışmaları büyük ölçüde çözülür ve kendileri için sorun olan davranışlarla başa çıkma becerisi geliştirirler. Yine oyun terapisinde çocuklar, hayal ettikleri bir yaşantıyı ortaya koyup, deneyimleyebilirler.

ÇOCUK MERKEZLİ OYUN TERAPİSİNİN PRENSİPLERİ

  • Terapist, çocukla mümkün olduğunca sıcak ve dostça bir ilişki geliştirir
  • Terapist, çocuğu olduğu gibi kabul eder
  • Terapist, çocuğun duygularını özgürce ifade etmesine izin verecek ortamı yaratır
  • Terapist, çocuğa fırsat verildiğinde kendi sorunlarını çözebilme becerisi gösterebileceğine inanır. Karar verme ve uygulama sorumluluğu çocuğa aittir
  • Terapist çocuğun davranışlarını ya da diyaloglarını yönlendirme çabasına girmez. Çocuk liderdir, terapist takipçidir.
  • Terapist, terapi sürecini hızlandırmaya çalışmaz. Terapinin aşamalı bir süreç olduğuna inanılır.
  • Terapist, çocuğun gerçek dünyayla bağlantısını sağlamak için gerekli sınırları koyar ve çocuğun bu ilişkide sınırlarla ilgili sorumluluk almasını sağlar. (Bu sınırları koymak da yine çocuğun terapistle olan ilişkisinde güven duymasını sağlar).

ÇOCUK MERKEZLİ OYUN TERAPİSİNİN HEDEFLERİ:

Çocuk Merkezli Oyun Terapisi’nde Çocukların:

  • Duygularını daha iyi tanımaları ve anlamaları
  • İhtiyaçlarının karşılanması için, duygularını uygun yollarla ifade etmeleri
  • Problem çözme becerilerinin gelişmesi
  • Problemli davranışlarının azalması
  • İçsel çatışmalarını çözmeleri
  • Kendilerini ifade etmelerini ve seslerini duyurmalarını
  • Özgüvenlerinin artmasını
  • Özkontrollerinin gelişmesini hedefler.

ÇOCUĞUN, ÇOCUK MERKEZLİ OYUN TERAPİSİ’NDEN FAYDALANACAĞI DURUMLAR

  • Aşırı öfke, korku ve üzüntü
  • Kendine ya da başkalarına zarar verme davranışı
  • Ayrılık endişesi
  • Çekingenlik
  • Davranışsal gerileme
  • Özgüven problemleri
  • Okul problemleri
  • Uyku sorunu
  • Yeme sorunu
  • Tuvalet sorunu
  • Değişimlere uyum sağlamakta zorlanmak
  • Fiziksel bir nedene dayanmayan mide bulantıları, baş ağrıları gibi rahatsızlıklar

Bu yazı Filiz Çetin’in ‘’Çocuk Merkezli Oyun Terapisi’’ eğitimindeki dokümanlardan yararlanılarak düzenlenmiştir.