BEBEKLİKTE GÖRÜLEN İLK HEYECANLAR

Heyecan, belirli bir uyarıcı karşısında bedenin tümüyle uyarılmasıdır.

Gülme ve gülümseme 2. ay dolaylarında görülür. Bir başka kişinin yüzünün görülmesi sonucunda oluşan sosyal gülümsemeler, üçüncü haftadan önce görülmez. Öncesinde görülen gülümsemeler refleks gülümsemeler olarak tanımlanır.

Bebekler ikinci aydan itibaren çevreyi belirgin bir şekilde izlemeye, kendisine yaklaşan yüzlere seçerek dikkat etmeye başlar. Ve annesinin yüzünü ayırt ederek ona duygusal tepki vermesi ve gülümsemesi, bebeğin duygusal ifadesinin ilk belirtisidir.

Çocuklar büyüdükçe tepkileri de farklılaşır. Örneğin küçük bebekler bir uyarandan haz duymadıklarını çığlık ve ağlama tepkileriyle gösterirken, aynı bebeklerin daha sonraki gelişim evrelerinde kaçma, saklanma, direnç gösterme, sözlü anlatım şeklinde tepkilerinin farklılaştığı görülür.

 0-2 Yaş Arasında Görülen Tipik Heyecan Biçimleri:

Korku: İyi kavranamayan farklı bir olaya karşı gösterdikleri doğal tepkidir.

Bebeklik döneminde korkuyu oluşturan başlıca etkenler, yüksek ses, fiziksel desteğin kaybolması, hayvan, karanlık oda, yüksek yer, yalnız kalma, acı duyma, ani yer değiştirme, yabancı kişi, yer ve objelerle karşılaşma şeklinde sıralanabilir.

8-24 aylık çocukların anne babaları veya alışkın oldukları diğer yetişkinlerin yanlarından ayrılmasıyla gösterdikleri korku tepkisi ‘’ayrılık endişesi’’ olarak adlandırılır. Bu korkunun 2 yaşından itibaren azaldığı, 4 yaşındaysa tümüyle kaybolduğu görülür.

Çocukta korku koşullanma yoluyla olduğu gibi, anne babayı örnek alma suretiyle ya da anlatılan öykülerden etkilenerek de oluşabilir.

Öfke:  Çok sık yaşanan bir heyecan türüdür. Çocuk öfke tepkisini bir savunma aracı olarak kullanmayı kısa sürede öğrenir. Öfkelendiği an dikkat çekeceğinin ve istediğinin yerine getirileceğini bilir.

Çocukta bu tepki yaşla birlikte artar.

Öfkeyi doğuran başlıca etkenler, çocuğun yeteneksizliği, başkalarının baskısıyla istediği işlemi yapamaması ya da faaliyetinin durdurulması şeklinde sıralanabilir.

1,5 – 3 yaşlarındaki bir grup çocukla yapılan araştırmada öfkeyi oluşturan etkenler şu şekilde sıralanmıştır:

–          Oynadığı oyuncağın elinden alınması

–          Yüzünün yıkanması

–          Oturakta oturmaya zorlanması

–          Odada yalnız bırakılması

–          Başarıyla sonuçlanmayan bir işle uğraşması

–          Diğer çocuklarla ve yetişkinlerle birlikte oynamada başarılı olamaması

–          Giydirilmesi

–          Giysilerinin çıkarılması

–          Yıkanması

–          Burnunun silinmesi

2-6 Yaş Arasında Görülen Tipik Heyecan Biçimleri:

Korku: 2-6 yaşları arasında çocukların korkularında farklılaşma ve artmalar görülür. Bu dönemdeki çocuğun korktuğunda verdiği tepkiler, o objeden uzaklaşma isteği, ağlama, nefes tutma gibi farklı davranış biçimleri şeklinde görülür.

Bu dönemde en sık rastlanan korkular; hırsız, hayali yaratıklar, köpek, karanlık, motor gürültüsü, şimşek, ani ses ve yalnız kalma korkularıdır.

Yaşanan olumsuz deneyimler, çocukta bazı korkuların oluşmasına sebep olabilir. Korkuya neden olan en önemli etkenlerden biri de tehdit ederek çocuğu yönlendirmeye çalışmaktır (‘’bir daha yaparsan doktora götürürüm iğne yapar, babana söylerim’’ vb.)

Çocuk korkuları nedeniyle eleştirilmemeli, alaya alınmamalıdır. Ayrıca çocuğu korku duyduğu objeyle karşı karşıya getirmek doğru bir tutum değildir. Karanlıktan korkan çocuğu karanlık odada uyutmak yerine, yanına her an ulaşabileceği bir gece lambası koyarak uyutmak daha uygundur.

Zamanla, gelişim süreci içerisinde bu tür korkuların büyük çoğunluğunun kendiliğinden kaybolduğu görülür.

Kıskançlık: Kıskançlık, beklenen ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğine karşı verilen doğal bir yanıttır. Kıskançlığı oluşturan ortam çoğu kez toplumsal kaynaklı olup, özellikle çocuğun sevdiği kişileri içerir.

İlk çocuklukta kıskançlık, ana babayı ya da ona bakan bireylerle ilgilidir. Çünkü bu dönemde çocuk ilgiyi ve şefkati şiddetle arzular, sık sık kendini diğer bir çocukla kıyaslama içerisine girer.

2-5 yaşlarında, eve yeni bir kardeşin gelmesiyle duyulan kıskançlık, çocukların yaşamındaki en yaygın kıskançlık örneğidir.

Bu dönemde kıskançlık nedeniyle çocukta görülen alt ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme belirtileri, onun ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler.

Öfke: İlk sekiz yıl içinde öfke tepkilerinin süresi 5dkyı geçmez.  Öfkeden hemen sonra çocuğun neşeli bir havaya girdiği görülür

Anksiyete (Endişe): Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanır. Anksiyete, çeşitli biçimlerde görülen gerginlik, sinirlilik, kısaca hoş olmayan bir duygusal durumdur. Çoğunlukla bazı olumsuz olaylar ve beklentiler sonucu oluşur (anne babasının kendisini yeterince sevmediğini, kötü bir hareketinin cezalandırılacağını, yalnız kalacağını düşünmek vb.).

Annesinin kendisini unutacağından korktuğu için anaokulunda uyumamak veya istemediği sınıf içi faaliyetler sırasında psikosomatik mide bulantısı geliştirmek, çocuklarda görülen anksiyetenin tipik örnekleridir.

Bireyin,  kendini rahatsız eden kaygı durumundan kurtulmak için birtakım girişimlerde bulunması ‘’savunma’’ olarak adlandırılır.

Bu yazı Psikolog Merve Öz Ünlü tarafından, Doğan Cüceloğlu’nun İnsan ve Davranışı isimli kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.
YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

0-6 YAŞ ARASINDAKİ ÇOCUKLARDA PSİKOSOSYAL GELİŞİM

0-18 ay arasındaki bebekler anne ya da bakıcılarının davranışlarında güvenilebilirlik sezdikleri zaman onlara karşı temel bir güven duygusu geliştirirler. Örneğin, bebek ağladığı, acıktığı ve altını ıslattığında, annesine yada kendisine bakan kişiyi yanında bulmazsa ona karşı bir güvensizlik duygusu geliştirir. Eğer bir çocuk annesi yanından ayrıldığında gereksiz bir korkuya kapılmaksızın sakin bir vaziyette durabiliyorsa, bu onun annesine karşı temel güven duygusu geliştirdiğinin bir göstergesidir. Aksi halde, bebek ihtiyacı olmasa bile annesi yanından ayrılır ayrılmaz ağlamaya başlar. Bura da “sana güvenmiyorum, beni bırakıp gideceksin, daha önce de böyle yapmıştın” mesajı vardır.

18 ay ile 3 yaş arasındaki dönemde haz kaynağı dışkı bölgesidir. Bu dönemde önemli olan iki kavram tutma ve bırakmadır. Bu dönemde tuvalet eğitiminin verildiği dönemdir. Erikson bundan “tuvalet eğitimi savaşları şeklinde söz etmektedir. Tuvalet eğitiminde cezalandırıcı ve utandırmaya yönelik bir tutum izleyen ana babalar, çocuğu utanma ve şüphe duygularına yöneltmektedir. Aşırıcı koruyucu, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı ana baba tutumu da çocukta özerkliğin gelişmesini engelleyecektir.

Aynı zamanda bu dönem inatçılık dönemidir. Bu dönemde çocuklar inatla bir şeyi ellerine alır, inatla onu savunur ve korurlar. İstemedikleri şeyleri de inatla fırlatır, atarlar. İstemedikleri şeyi tutturmak da istedikleri şeyi ellerinden almak da zor olur. Çocuklar genellikle bu iki davranışı birbirlerinden ayırmazlar. Yani çocuk hem alır hem atar. Şimdi aldığı bir şeyi hemen atabileceği için anne babalar çocuğun tam olarak ne yapmaya çalıştığını anlamakta zorlanabilirler.

3-6 yaş arasındaki dönemde ise çocuk kendisinin ve aile üyelerinin rollerini daha açık bir şekilde kavramaya başlar. Çevresindeki bireylerle yakın ilişkiler kurar. İhtiyaçlarını karşılarken daha aktif ve saldırgandır. Cinsiyet organları konusunda bazı meraklarını gidermek çabasındadırlar.

Bu yaşlardaki çocuklar, motor becerileri geliştiği için sosyal ilişkilere daha fazla katılırlar. Bunun yanı sıra merak ve araştırma duygularını tatmin etmek için çeşitli faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerde başarısız olurlarsa suçluluk duygusu geliştirebilirler. Çocuğun yaptığı işlerin yetişkinler tarafından engellenmesi ve anne babanın yanlış eğitim yöntemleri kullanması da, çocuğu suçluluk duygusuna yönelten etkenler arasındadır.

Doğumdan itibaren ilk 5 ayda çocuk kimseye bağlılık geliştirmemiştir. Bu dönemde çocuk yabancılara ve kendini besleyen herkese gülümser. 5 ay civarında çocuk kendisine bakan annesiyle özle bir bağlantı kurmaya başlar, bağlılık dereceli olarak gelişir

Çocuğun sosyal ilişkilerinin temelinde bilişsel gelişimin önemi büyüktür. Çünkü nesnelerin sürekliliği kavramı gelişmeden çocuk annenin ve babanın her zaman aynı kimse olduğunu kavrayamaz, dolayısıyla da bağlılık geliştiremez.

5-10 ay arası çocuk kendine bakan kimseye (genellikle anne) özel bir bağlılık geliştirmeye başlar. Baba, bakıcı, büyük anne, abla ağabey gibi kimseler çocuğun bağlandığı kişiler arasına girer ancak bu kimseler annenin yerini alamaz. En kuvvetli bağı anneyle kurmuştur.

2-5 yaş arasındaki çocuk kendi girişimleriyle ve diğerlerinden bağımsız olarak işler becermeye çalışır. Giyeceğini kendi seçmeye çabalar, ayakkabısını kendi bağlamak ister, sokakta çıkıp oynamak ister. Bedensel gelişimi ve dil olanakları çocuğun çevresiyle daha bağımsız ilişkiler kurmasına olanak verir. Bu dönemde çocuğun isteklerine tümüyle uyan anne babalar çocuğun sınır tanımayan istekleriyle karşılaşabilirler.  Bu dönemde anne baba çocuğa bir derece özgürlük tanıyarak kendi istediklerini yapmasına olanak sağlamalı fakat bunu ölçülür bir biçimde yapmalıdır. Çocuğu başıboş bırakmamalıdır, dengeyi kurmalıdır.

Bu dönemde bağımlılık davranışı pek kendini göstermez. Çocuk sanki annesine hiç gerek duymuyormuş gibi hareket eder ama zor bir durumla karşılaştığında ilk olarak anneden yardım ister. Bir yandan anne desteğine gereksinim duyarken bir yandan da bağımsız bir birey olarak kendi istediğini yapma eğilimindedir.

Bu dönemde çocuğun sosyal gelişiminin önemli bir parçası olan oyun davranışlarında da gelişme görülür. Daha öncesinde etrafında gördüğü her oyuncağa saldıran ve başkasının oyuncağı kavramını anlamayan bebek, bu dönemde paralel oynayan çocuk durumuna gelir. Paralel oyunun özelliği, her çocuğun kendi oyununu diğer çocuğun oyununa karışmadan, onun yanı sıra oynamasıdır.

 

Bu yazı Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı temel alınarak ve Doğan Cüceloğlu’nun İnsan ve Davranışı isimli kitabından faydalanarak hazırlanmıştır.

 

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HAYATA KARIŞMANIN İLK ADIMI; ANAOKULUNA BAŞLAMAK

Anaokulu çocukların belki de ilk kez evinden farklı bir ortamda, anne ve babasından belli bir süre ayrı kalmayı deneyimlediği bir ortamdır. Anaokuluna başlaması, bir nevi çocuğun dış dünyaya açılmasını temsil eder. Her yeni başlangıç gibi, anaokuluna başlama süreci de hem çocuk hem de anne babalar için adaptasyon gerektirir.

Adaptasyon süreci ortalama 15-20 gün sürer desek de, bu süre çocuklardaki bireysel farklılıklara göre uzayıp, kısalabilir. Bazı çocuklar sanki yıllardır oradaymış gibi çabucak uyum sağlarken, bazı çocuklar için ebeveynlerinden uzakta kalmak zor geldiğinden uyum sağlama süreleri uzayabilir. Bazı çocuklar ise okula başladıkları ilk günlerde gayet neşeli ve uyumlu görünürken, okulun yalnızca bir oyun parkı olmadığı, belli kuralları da içerisinde barındırdığı gerçeğiyle karşılaştıklarında bir süre okula gitmemek için direnç gösterebilirler. Tüm bunlar normaldir; okuldaki öğretmenler ve ebeveynler doğru bir tutum sergilediğinde bu dirençler zaman içerisinde kırılır.

Niçin Anaokulu?

Çocuklar oyun yoluyla büyür ve gelişir, hayatı bu yolla tanır ve öğrenirler. Her ne kadar ev ortamında ebeveynler ya da bakım veren kişiler çocuklarla ilgilense de, bu hiçbir zaman çocuk için yeterli olmaz. Belki de bu sebeple pek çok çocuk televizyon ve bilgisayara sığınır. Bu renkli dünya çocuklara keyifli gözükse de, çocukları bir girdap gibi içine çekip, sosyal hayattan izole olmalarına sebep olması açısından oldukça tehlikelidir.

Yapılan araştırmalar anaokuluna giden çocukların, gitmeyen çocuklara kıyasla ilerleyen yıllarda daha uyumlu, daha girişken ve sosyal ilişkiler konusunda daha aktif olduklarını ortaya koymuştur. Anaokulu çocukların hem fiziksel, hem bilişsel hem de sosyal gelişimlerine katkı sağlar. Anaokulu ortamında çocuklar ev ortamında sahip olmadıkları pek çok şeye sahip olurlar. Bunların başında arkadaşlar gelir. Her canlı gibi, çocuklar da kendi akranlarıyla birlikte olmaktan keyif alırlar. Onlar bir arada hem eğlenirler, hem de birbirlerine çok şey katarlar. Çocuklar anaokulunda; paylaşmayı, ortak aktivitelerde bulunmayı, sıra beklemeyi, haklarını savunmayı, bir problemle karşılaştığında nasıl çözüm üreteceklerini, sosyal ortamda uyulması gereken kuralları, belirli bir düzen dahilinde beraber hareket etmeyi (birlikte yemek yemek, uyumak vb.) ve daha pek çok şeyi doğal bir şekilde öğrenirler. Kendilerini tanır ve yeteneklerinin sınırlarını keşfetme şansına sahip olurlar.

Adaptasyon Sürecinde Yapılması Gerekenler:

Çocuğun okula başlayacağı kuruma; özellikle de çocuğu teslim edecekleri öğretmene öncelikle anne ve babanın güvenmesi gerekir. Aksi taktirde çocuk ailesindeki bu güvensizliği sezerek, okula gitmek istemeyebilir veya öğretmeni ile sıcak bir ilişki geliştiremeyebilir.

Çocuk okula karşı güven duygusu oluşturana kadar, ilk üç gün aileden güvendiği birisini yanında görmesi önemlidir. Bu güven sağlandığında, çocuk artık okulda aileden birine ihtiyaç duymadan kalacaktır.

Bu süreçte çocuğa karşı dürüst olmak önemlidir. Örneğin anne ‘’ben yan odada bekliyorum’’ diyerek, okuldan ayrılırsa, çocuk ile anne arasındaki güven ilişkisi zedelenebilir. Bu sebeple çocuğa karşı daima dürüst ve net olmak önemlidir.

Çocuğunuz gün boyu okulda anne babadan uzak olacağı için, ebeveynlerin akşam eve geldiklerinde onunla oyun oynamak için özel bir vakit ayırmaları önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuk anne babasına ne kadar doyarsa, onlardan uzak kalmayı daha kolay tolere edebilir.

 Uzm. Psk. Merve Öz Ünlü

YAZILAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın